ÇOCUĞUN ADI YOK
Reklam
  • Reklam
Reklam
Hülya Gülay Ogelman

Hülya Gülay Ogelman

ÇOCUĞUN ADI YOK

24 Nisan 2018 - 15:57

Herkese merhaba…

Yaklaşık on yedi yıldır okul öncesi eğitim alanında öğretmen ve akademisyen olarak çalışıyorum.

Peki, ben neden bu yazıyı yazdım?

Öncelikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı buruk kutladığım için yazdım. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza atan bir ülkenin vatandaşı olduğum için yazdım. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesindeki* “Her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul etme” ve  “Çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterme” fıkralarını kabul eden bir ülkede yaşadığım için yazdım. Bu maddeye göre çocukları korumak, onlara eşit eğitim, sağlık ve yaşam fırsatı sunmak benim de görevim olduğu için, yeryüzündeki tüm çocuklar benim de çocuğum olduğu için yazdım. Çocukların çalışmak zorunda kalması ve taşıyamadığı yüklerin altına girmesi bana ağır geldiği için yazdım….

Duygu Asena, “Kadının Adı Yok” kitabıyla 1980’lerde kadınların vahim durumuna dikkat çekmişti. Aradan otuz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen kadınların vahim durumu değişmedi (belki de) daha kötü bir noktaya gitti. Takip edilen gelişmeler ışığında, Türkiye’de “adı olmayanlar” grubunda çocukların da olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Çocuk yaştaki işçiler, “suç işlemedikleri, yanlış kararlar vermedikleri halde” taşımak zorunda oldukları yükle hayatın en önemli zamanlarını dezavantajlı bir şekilde geçiriyorlar. Cümlemi daha sadeleştirmem gerekirse; çocuk işçiliği kavramının olması bile çocuklara karşı büyük bir haksızlıktır. Çocuk işçiliği ile ilgili edinilen son istatistikler her yıl çocuk işçi sayısında artış olduğu yönünde. Gerçi istatistikler konusundaki dikkat çeken durumlardan biri çocuklarla ilgili güncel istatistiklerde çocuk işçiliğinin yerinin ne olduğu (ya da olmadığı)… Devlet kurumlarından biri olan Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “İstatistiklerle Çocuk**” başlıklı raporunda “bebeklere konulan en popüler erkek ve kız ismi” gibi verilere ek olarak çocuk işçiliğiyle ilgili bilgilerin 15-17 yaş arası çocuklarla sınırlı olduğu görülüyor. Hâlbuki çocuk dediğimiz grup, 0-18 yaş aralığını kapsar. On beş yaş altındaki çocuk işçilerin sayıları, cinsiyet dağılımları, çalıştırıldıkları sektörler, çalıştırılma sebepleri, iş hayatının gelişim alanları üzerindeki kısa ve uzun süreli etkileri gibi daha detaylı bilgilerin düzenli olarak ortaya konulması gerekmektedir. TÜİK bünyesindeki on beş yaş altı çocuk işçiliğine yönelik en güncel sonuçların “Çocuk İşgücü İstatistikleri***” başlığı altında 2012 yılında elde edildiği bilinmektedir. TUİK tarafından bu bilgiler her yıl, kapsamlı biçimde toplanıyor olsa bile web sitesinde herkese açık şekilde sunulmalıdır. Türkiye’deki çocukların “kendilerine ne isim koyulduğundan öte” hangi koşullarda yaşadıkları ve büyüdüklerinin belirlenmesine daha çok ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum.

Sayılar yalan söylemez…

Çocuklara yapılan haksızlık ve kötülük, bir insanlık ayıbı ve suçudur. Dünya’nın en masum ve tüm kötülüklere karşı en savunmasız olan çocuklarımıza sahip çıkamamamız, insanlığımızın ölçüsü olmayacak da ölçü ne olacak!! Bu mesele daha çok yazı yazdırır. Biz şimdilik sayılara dönelim. Güncel sonuç arıyorsak DİSK’in 2015 tarihli Türkiye’de Çocuk İşçiliği Gerçeği Raporu’ndaki ****  ürkütücü bulgulara göz atmak yerinde olacaktır. Sonuçlara burada tek tek yer vermeyeceğim ama rapordaki şu veriler konu ile ilgili tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor: “Toplamda çalışan çocukların tüm çocuklara oranı 1999’dan bu yana % 41.0’den % 56.0’ya çıkmıştır. Çocuk işçiliğinin artmasına neden olan 6-14 yaş çocuk işçilerin sayısındaki artıştır.”

Çocuk işçiliğindeki önemli dinamiklerden biri ekonomik yoksunluk olmakla birlikte sadece ekonomik yoksunluk da değil. Neredeyse her akşam birkaç kanalda aynı anda yayınlanan; kadına şiddeti, aldatmayı, iki kadının aynı adama ya da iki adamın aynı kadına âşık olduğu, kumpaslardan, entrikalardan geçilmeyen ve toplumumuzu gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmadaki rolleri(!) tartışmalı olan dizilerde oynayan çocuklar çocuk işçi sayılmıyor mu? Ki Türkiye’deki dizilerin süresinin uzunluğu, çalışma koşullarının zorluğu gibi konular ara ara medyaya yansımıştır. Diziler kısa olsa, çalışma şartları iyileştirilmiş olsa da argo kullanılan, (rol icabı da olsa) kötü anne/babaların çocuklara bağırdığı, örselediği bu senaryolara maruz kalmanın hangi mantıklı açıklaması olabilir?

Toplumun her kesimini ilgilendiren bu konuda, daha çok yol kat edilmeli. Çocukların çalıştırılmaması ile ilgili projeler özellikle sivil inisiyatif düzeyinde gittikçe artış gösterse de rakamların önüne geçmede yetersiz kalmaktadır. Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı ilan edilen 2018’de daha somut adımların hızla atılmalıdır. Nisan ayında televizyonda ara ara denk geldiğimiz, bahar meyvesi olmasa da “Portakal yiyin. Bol bol yiyin. C vitaminiii…” diyen kamu spotları yerine belki de tarım işçiliği mevsimine uygun olarak “Çocuklarımızı Koruyalım. Çocuk İşçiliğine Son” temalı kamu spotları görmeliyiz. Bu yeterli olur mu? Tabii ki hayır… Nokta atışı düzenlemeler, konunun tüm yönleriyle ortaya konulması ve gittikçe hız kazanacak çalışmalar bir an evvel başlatılmalıdır. Oyun oynayabilen, oyuncağı olan, akranlarıyla ve sevdikleriyle rahatça vakit geçiren çocukların yanında çalışmak zorunda olan ve hayatını “adına yakışır biçimde” geçiremeyen çocuklar bizim derdimiz, tasamız olmalı.

“Çocuklar gibi şen…” sözündeki mutlu ve coşkulu olmayla özdeşleştirilen çocuklara hak ettikleri güneşli günleri sunmak bizim elimizde ve sorumluluğumuzda…

Son olarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Türkiye’ye ve Dünya’ya bir çocuk bayramı hediye ettiği için minnetimi sunuyorum.

 

Daha fazla bilgi için:

*Çocuk Haklarına Dair Sözleşme: Birinci Kısım, Madde 1-20.https://www.unicef.org/turkey/crc/_cr23c.html

**TÜİK İstatistiklerle Çocuk 2017. http://www.tuik.gov.tr/HbPrint.do?id=27596

*** TÜİK. İşgücü İstatistikleri. http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1007

**** DİSK-AR: Türkiye’de Çocuk İşçiliği Gerçeği Raporu-2015. https://disk.org.tr/2015/04/disk-ar-turkiyede-cocuk-isciligi-gercegi-raporu-2015/

YORUMLAR

  • 0 Yorum