1 Mayıs, veriler ve ne yapmalı?
Mayıs peşinen ayların gülüdür…
İşçi bayramıdır,Hıdırellezdir,Anneler günüdür,Samsundan çıkıştır,sümbüldür,laledir,nergistir Mayıs…
Olmasın dediğimiz gün 6 Mayıstır Deniz’lerden kaynaklı…
1 Mayıs İşçi bayramı..
Malum, kutlamalar yapıldı…
*
Kutlamalar öncesi Türk-İş'in, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay yaptığı 'Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması'nın nisan sonuçları açıklandı.
Hesaplamaya göre;
Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 5 bin 323 TL’ye,
Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 17 bin 340 TL’ye,
Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 6 bin 965 TL’ye yükseldi.
Patates 10 TL’ye çıktı. Soğan 5 TL’den satıldı. Örtü altı ürünlerden kabak, patlıcan, biber fiyatları düştü. Semt pazarlarında en çok tercih edilen ve satılan tüm meyvelerin fiyatı arttı. Yerli muz 22-25 TL’den satıldı. Ortalama sebze kilogram fiyatı 11,92 TL, ortalama meyve kg fiyatı 10,52 oldu. 25’i sebze ve 7’i meyve olmak üzere toplam 32 üründeki fiyat değişimi hesaplamada dikkate alındı. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 11,22 TL olarak tespit edildi.Siyah çayın ortalama kg fiyatı 40 TL’yi aştı. Bu grupta sadece bal fiyatı geriledi.
*
1 Mayıs’ın sloganı: Değişim oldu.
Değişir mi?
Göreceğiz…
Değişim isteyenler ;
Tutucu, bağnaz ilişkiler karşısında yenilikçi bir sürecin öncülüğünü yapmak zorundadırlar.
Geçmişte biz DGM’lere karşı çıkıldı, bu yüzden yargılamalar oldu. Bugün artık DGM yok.
Geçmişte 141-142’ye karşı çıkıldı.
Bugün artık bu ceza maddeleri yok.
Geçmişte ‘Kahrolsun Faşizm’ deniliyordu.
Bugün ‘Demokrasiyi seviyorum’ deniliyor.
Sadece karşı çıkmak, sadece ‘kahrolsun şu, bu’ demekle olmuyor.
Çözümü de ortaya koymak gerek.
Bir taraftan ayrılıkçı, milliyetçi bir ciddi yapılaşma ortaya çıktı ve körüklenmeye başlandı. Bunun önüne geçmek için ‘Ülkemi seviyorum’ demek gerek.
Ortak payda sosyal alandaki hayatın daha iyileştirilmesidir.
*
Kutlu olsun 1 Mayıs!
Elbette böyle bir günde 1 Mayıs’ın adına ve tarihsel kazanımlarına yakışır bir biçimde bir bayram havasında kutlanması, emekçilerin insana yakışır iş, eşit işe eşit ücret hedeflerine ulaşmış olması, hak mücadelelerinin kazanımlarla sonuçlanması ile mümkün olabilirdi.
Oysa bulunduğumuz nokta emekçilerin haklı taleplerinden çok daha uzakta. O yüzden böyle günler büyük sloganlar ve nostaljik anmalar yerine durup düşünmek, bir hesap çıkarmak gerek.
Dünyada yaşanan tüm gelimeler Türkiye’yi de doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin küresel ekonomiyle bağımlılık derecesinde bütünleşmiş olması küresel krizlerden, tedarik zincirindeki aksamalardan ve küresel enflasyon artışından da benzer biçimlerde etkilenmesine neden oluyor. Küçük ya da büyük tüm işletmelerde işverenler pandeminin etkisini tersine çevirmek için bir taraftan fiyatları, diğer taraftan emek sömürüsünü artırıyor.
İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullar ve bunların emekçi kesime yansımaları göz önüne alındığında bir an önce yapılması gereken Türkiye’nin bir üretim ekonomisine geçmesidir.
Bunun için değişim şart.
Zihniyet değişikliği yalnızca ekonomik alanda değil, politik alanda da gerekli.
Mayıs…
Son söz:Ayların gülü olmaya devam etsin…
Mayıs peşinen ayların gülüdür…
İşçi bayramıdır,Hıdırellezdir,Anneler günüdür,Samsundan çıkıştır,sümbüldür,laledir,nergistir Mayıs…
Olmasın dediğimiz gün 6 Mayıstır Deniz’lerden kaynaklı…
1 Mayıs İşçi bayramı..
Malum, kutlamalar yapıldı…
*
Kutlamalar öncesi Türk-İş'in, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay yaptığı 'Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması'nın nisan sonuçları açıklandı.
Hesaplamaya göre;
Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 5 bin 323 TL’ye,
Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 17 bin 340 TL’ye,
Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 6 bin 965 TL’ye yükseldi.
Patates 10 TL’ye çıktı. Soğan 5 TL’den satıldı. Örtü altı ürünlerden kabak, patlıcan, biber fiyatları düştü. Semt pazarlarında en çok tercih edilen ve satılan tüm meyvelerin fiyatı arttı. Yerli muz 22-25 TL’den satıldı. Ortalama sebze kilogram fiyatı 11,92 TL, ortalama meyve kg fiyatı 10,52 oldu. 25’i sebze ve 7’i meyve olmak üzere toplam 32 üründeki fiyat değişimi hesaplamada dikkate alındı. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 11,22 TL olarak tespit edildi.Siyah çayın ortalama kg fiyatı 40 TL’yi aştı. Bu grupta sadece bal fiyatı geriledi.
*
1 Mayıs’ın sloganı: Değişim oldu.
Değişir mi?
Göreceğiz…
Değişim isteyenler ;
Tutucu, bağnaz ilişkiler karşısında yenilikçi bir sürecin öncülüğünü yapmak zorundadırlar.
Geçmişte biz DGM’lere karşı çıkıldı, bu yüzden yargılamalar oldu. Bugün artık DGM yok.
Geçmişte 141-142’ye karşı çıkıldı.
Bugün artık bu ceza maddeleri yok.
Geçmişte ‘Kahrolsun Faşizm’ deniliyordu.
Bugün ‘Demokrasiyi seviyorum’ deniliyor.
Sadece karşı çıkmak, sadece ‘kahrolsun şu, bu’ demekle olmuyor.
Çözümü de ortaya koymak gerek.
Bir taraftan ayrılıkçı, milliyetçi bir ciddi yapılaşma ortaya çıktı ve körüklenmeye başlandı. Bunun önüne geçmek için ‘Ülkemi seviyorum’ demek gerek.
Ortak payda sosyal alandaki hayatın daha iyileştirilmesidir.
*
Kutlu olsun 1 Mayıs!
Elbette böyle bir günde 1 Mayıs’ın adına ve tarihsel kazanımlarına yakışır bir biçimde bir bayram havasında kutlanması, emekçilerin insana yakışır iş, eşit işe eşit ücret hedeflerine ulaşmış olması, hak mücadelelerinin kazanımlarla sonuçlanması ile mümkün olabilirdi.
Oysa bulunduğumuz nokta emekçilerin haklı taleplerinden çok daha uzakta. O yüzden böyle günler büyük sloganlar ve nostaljik anmalar yerine durup düşünmek, bir hesap çıkarmak gerek.
Dünyada yaşanan tüm gelimeler Türkiye’yi de doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin küresel ekonomiyle bağımlılık derecesinde bütünleşmiş olması küresel krizlerden, tedarik zincirindeki aksamalardan ve küresel enflasyon artışından da benzer biçimlerde etkilenmesine neden oluyor. Küçük ya da büyük tüm işletmelerde işverenler pandeminin etkisini tersine çevirmek için bir taraftan fiyatları, diğer taraftan emek sömürüsünü artırıyor.
İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullar ve bunların emekçi kesime yansımaları göz önüne alındığında bir an önce yapılması gereken Türkiye’nin bir üretim ekonomisine geçmesidir.
Bunun için değişim şart.
Zihniyet değişikliği yalnızca ekonomik alanda değil, politik alanda da gerekli.
Mayıs…
Son söz:Ayların gülü olmaya devam etsin…




