Bugün 5 Nisan... Takvimlere bakarsan "Avukatlar Günü". Ama gel gör ki memleketin hali perişan, kutlama yapmaya değil, isyan etmeye çağırıyor insanı. Hak, hukuk, adalet... Eskiden bu üç kelime yan yana gelince içimiz ferahlardı; şimdiyse ağzımıza aldığımızda acaba "sabahın köründe kapım çalınır mı?" diye korkar olduk...
Halkın dilinde bir söz vardır: "Hukuk bir gün herkese lazım olur." Ama bugünkü iktidar, hukuku sadece kendine lazım olan bir "kullan-at" mendiline çevirdi. Mahkeme salonları adalet dağıtılan yerler olmaktan çıktı; AKP’nin siyasi ajandasını onaylayan birer noter makamına dönüştü. Muhalif mi ses çıkardı? Gönder yargıya, halletsinler! Biri hakkını mı aradı? Kes cezasını, sussun!
"Savunma" mı Dediniz? O Eskidendi!
Dünyanın neresine giderseniz gidin, avukat kutsaldır. Neden? Çünkü avukat, senin benim gibi sıradan vatandaşın, devletin devasa gücü karşısındaki tek kalkanıdır. Ama bizde durum ne? Avukat, müvekkilini savundu diye hapse atılıyor. Düşünebiliyor musunuz; doktor hastasını iyileştirmeye çalıştı diye suçlanıyor gibi bir saçmalık bu!
Ünlü düşünür Cicero asırlar önce demiş ki: "En kötü adalet, adaletmiş gibi görünen adaletsizliktir." Tam da bizi anlatmıyor mu? Devasa adalet sarayları diktiler, içini mermerlerle donattılar. Ama o mermerlerin soğukluğu, vicdanların soğukluğuyla yarışır hale geldi. Adalet mülkün (yani vatanın) temeliydi; şimdi "adalet koltuğun temeli" oldu.
Cübbede Düğme Yoktur, Eğilme Diye!
Avukatların cübbesinde düğme yoktur, neden bilir misiniz? Kimsenin önünde iliklemesinler, kimseye boyun eğmesinler diye. Ama bugün yargıyı bir sopa gibi kullanan AKP zihniyeti istiyor ki; herkes önünde iliklensin, herkes talimatla hareket etsin. "Yargı bağımsızdır" masalını anlatmaya devam etsinler; biz kimin telefonla talimat aldığını, kimin kararın önceden yazıldığını bildiğini çok iyi görüyoruz.
Hukukçu Radbruch ne güzel demiş: "Hukuk, adalete yönelik iradedir." Bizde ise hukuk, koltuğu korumaya yönelik bir stratejiye dönüştü. Avukatlar "Durun, burada bir yanlış var!" dediği an, "Sen misin bunu diyen?" denilip hedef tahtasına oturtuluyor.
Akın Gürlek Bakan Olduysa, Adalet Emekli Olmuştur!
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım. Akın Gürlek gibi bir ismin Adalet Bakanı yapıldığı bir ülkede adaletten bahsetmek, kurda kuzuyu emanet etmekten farksızdır. Anayasa Mahkemesi’nin kapısından kararları geri çeviren, hukuku bir "operasyon cihazı" gibi kullanan bir anlayış bugün adaletin başına "patron" diye oturtulmuşsa, vay halimize!
Bu atama aslında halka şu mesajı veriyor: "Bizim hukukumuzda haklı olan değil, bizden olan kazanır." İşte tam bu noktada avukatlar devreye giriyor. O yüzden sevmiyorlar avukatları. O yüzden susturmak istiyorlar. Çünkü avukat, o kapalı kapılar ardında dönen dolaplara "Dur!" diyen son kişidir.
Savunma Hapsolursa, Halk Nefessiz Kalır
Düşünebiliyor musunuz; bir ülkede avukat, müvekkilinin dosyasındaki delili savundu diye hapse atılıyor. Suç ne? Adalet istemek! Suç ne? İktidarın hoşuna gitmeyen birini savunmak!
O Adalet Bir Gün Size de Lazım Olacak!
Bugün cübbesini onuruyla taşıyan, hapisteki meslektaşlarının selamını başının üstünde bilen, "Hukuk bitmedi, biz buradayız!" diyen tüm avukatların günü kutlu olsun.
Victor Hugo’nun uyarısı kulağımızda küpe kalsın: "İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır." Bu iktidar adil olmayı unuttu. Adaleti; partizanlığa, eşe dosta, çıkara feda ettiler. Ama unutmasınlar; rüzgar eken fırtına biçer. Bugün yok ettikleri o hukuk, yarın onları da yargılayacak olan tek güç olacak. Ve o gün geldiğinde, yine o beğenmedikleri, hapse attıkları avukatlar çıkıp onların da "savunma hakkını" koruyacak. Çünkü avukat olmak; zalime de adaletle yaklaşma onuruna sahip olmaktır.
Son sözümüz şudur: Bugün cübbesini onuruyla taşıyan, Akın Gürleklerin, talimatlı hakimlerin yüzüne "Hukuk!" diye haykıran, hapisteki arkadaşının hakkını savunan tüm avukatların günü kutlu olsun.
Korkmuyoruz, susmuyoruz! Çünkü biliyoruz ki; adaletin olmadığı yerde sadece zorbalık vardır ve hiçbir zorbalık sonsuza kadar sürmez.




