Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından açıklanan 2023
eğitim vizyonu ile ilgili olarak değerlendirmede bulunan Eğitim İş Denizli Şube
Başkanı Namık Kemal Aydoğan, eğitim alanında beklenen değişimin olmayacağı
aşikar dedi.
Başkan Aydoğan, açıklamasında şu sözlere yer verdi;
“Milli Eğitim Bakanlığının, gelecek 3 yıla dair hedef ve
yaklaşımlarını içeren "2023 Eğitim Vizyonu", Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı programla Bakan Ziya Selçuk tarafından
açıklandı.
Bakanlık yerine Saray’da açıklanan program, eğitim alanında
yıllardır izlenen politikalarda köklü bir değişikliğe gidilmeyeceğini, eğitimde
yaşanan ticarileşme, özelleştirme ve dinselleştirme uygulamalarının hız
kesmeden devam edeceğini ortaya koymuştur.
Diyanet, tarikat, cemaat ve vakıfların Milli Eğitim
Sistemi’ne dahil edildiği düzenlemeler iptal edilmeden Ziya Selçuk’un gereken
reformları gerçekleştiremeyeceğini söylemiştik.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “FETÖ eğitim
sisteminin eksikliklerini kullanarak toplumumuzu sinsice ele geçirmeye çalıştı”
derken, hazırlanan programda bu konuya değinilmemesi aksine sivil toplum
örgütleri ile işbirliğine devam edileceğinin belirtilmesi dikkat çekicidir.
Devletin asli görevlerinin başında gelen eğitimi, cemaatlerin kontrolüne
vermemesi gerektiğini öğrenmeniz için acaba kaç defa “kandırılmak” gerekiyor?
Her fırsatta dile getirdiğimiz üzere; hiçbir dernek, vakıf,
cemaat, tarikat Milli Eğitim Sistemine ortak edilmemeli. Kimse Türkiye’nin
geleceği olan yavrularımız üzerinden siyasi çıkarlarını şekillendirememelidir.
Bir milyona yakın öğretmeni bulunan Milli Eğitim Bakanlığı’nın “değerler
eğitimi” adı altında STK’lara ihtiyacı olmadığı gibi okul öncesi eğitimi de
Diyanet İşleri Başkanlığı’na devretme hakkı, hukukta da Anayasa’da da yoktur.
Eğitimi devletin sırtında bir yük olarak gören AKP, eğitim
kurumlarını birer “ticarethane”, öğrenci ve velileri ise “müşteri” durumuna
düşürmektedir.
2023 Eğitim Vizyonu’nda “Okulların Finansmanı” başlığı
altında yer alan;
“Özel sektör ve sivil toplum iş birlikleriyle eğitim
kurumlarının finansmanına destek sağlanacaktır.”
“Okul Aile Birliği gelirleri yeni bir yapıya
kavuşturulacaktır.”
“Eğitime ve okullarımıza bağış yapacak kişilerin farklı
miktar, tema ve yöntemle bağış yapabilmesi için il ve bakanlık düzeyinde bir
yapı kurulacak, mevzuat, yazılım ve erişim düzenlemeleri yapılacaktır.”
ifadeleri eğitimin finansmanının yine hayırseverlere ve velilere yükleneceğinin
göstergesidir. Kaldı ki sanayi ile işbirliği adı altında öğrencisi ve öğretmeni
ile aktif çalışan meslek liselerimizin sanayi kuruluşlarına devredilerek özel
okullara dönüştürülmesi, kadrolarının tasfiye edilmesi kabul edilemez.
Daha dün okulların pansiyon ücretlerine yüzde 16.2 zam
yapıldığı haberi basına yansımışken, programda “Pansiyon hizmetleri tüm
çocuklarımıza ücretsiz sunulacaktır” denilmesi “Vizyon programını
hazırlayanlarla, MEB’i yönetenler farklı kişiler mi?” sorusunu aklımıza
getirmektedir.
Cumhurbaşkanı ve Sayın Bakan ehliyet ve liyakat vurgusu
yaparken her kademeye atamanın sözlü sınava dayandıranların, her kademe
yöneticilikte tavsiyelerin aynı kadrolar tarafından yapıldığı unutmuş değiliz.
Kaldı ki ehliyet ve liyakat denilirken son aylarda bakan yardımcılıklarına,
genel müdürlüklere ve son olarak Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu’na
atananların eğitimci olmadıklarını hatırlatmak isteriz.
Bu girişimlerin hepsi eğitimi bir "hak" olmaktan
çıkartacak ve seçkinlerin hizmetinde ayrıcalıklı bir yere oturtacaktır. Oysa
eğitim evrensel bir insan hakkı olması nedeniyle Anayasada da ifadesini bulduğu
şekilde "parasız" olmalıdır.
Programda, "... ikili eğitime son verme hedefi"
diğer programlarda olduğu gibi tekrar edilmiştir. Ancak bilindiği gibi AKP iktidarında
tekli eğitim yapan okullar bile ikili eğitime geçmiş; okul binaları hem
içeriden tuğlalarla bölünmüş ve hem de okul bahçeleri küçültülmüş, eğitim
sistemi işlevsiz hale getirilmiştir.
Beklentimiz sözleşmeli ve ücretli öğretmenliğin
kaldırılması, 3600 ek göstergenin getirilmesiydi. Ancak sözleşme süresinin
4+2’den 3+1’e indirilmesi hiçbir anlam taşımadığı halde müjde gibi
yansıtılmıştır. Yine orta öğretimde ders sayılarının azaltılması büyük bir norm
sorunu yaratacaktır.
Öğretmenlik Meslek Kanunun yıllardır olması istenmektedir
ancak Meslek Kanunu hayata geçirilirken iş güvencesinin korunması ve
çalışanların performans türü uygulamaya maruz bırakılmaması önemlidir.
Öğretmenliğe kabulde uygulanan ve eğitim fakülteleri
tarafından verilen pedagojik formasyon şartının kaldırılması ve MEB bünyesinde
verilecek olması yeni bir yandaş kayırma formülü yaratıldığına dair
kaygılarımızı arttırmıştır.
VİZYON BELGESİNE DAİR
Bu belgede başta öğretmenler olmak üzere kamu çalışanlarının
3600 ek gösterge beklentilerine yer verilmemiştir.
Atama yönetmeliğindeki adaletsizlikler devam etmekte, vizyon
belgesinde buna ilişkin bir çözüm yer almamaktadır.
Liyakat sistemine değinmiş olmaları güzel bir durum ancak bu
konuda güven sorunu hala devam etmektedir. Ayrıca profesyonel yönetici
kadrolarının nasıl uygulanacağı yine merak konusudur.
Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamaları ne acıdır ki
devam etmektedir. Bu uygulamadan vazgeçilmesi gerekiyordu. Bu konuda teşvik ve
hizmet puanı uygulaması doğru bir çözüm yöntemdir. Mülakat hala bir tehdit
olmaya devam etmektedir.
Okulların ihtiyaçlarının çözümüne dair bir çözüm
bulunmamaktadır. Öğretmen ve idareciler yine para bulmak için itibarsızlaştırıcı
yöntemlere itilmektedir. Özel eğitim yine ayrıcalığını korumaktadır.
Okul türlerinin özellikle liselerde ihtiyaçlar oranında
açılması ve bunun kalıcı hale gelmesine dair bir yapılanmadan söz edilmemiştir.
Okula başlama için 72 yaş sınırı doğrudur. Bu karar,
bakanlığın 4+4+4 uygulamasının yanlışlığını kabul ettiğinin de bir
göstergesidir.
Okul öncesi eğitimin zorunlu tutulması doğrudur. Beklenen
bir durumdur.
Sınav sistemlerine dair net bir çözüm önerisinden
bahsedilmemektedir.
Sınıfların 40 kişi ile sınırlandırılması bir çözüm değildir.
Bu sayı verimli bir ders ortamı için kalabalık bir değerdir.
Ders saatlerinin azalması ve ders konularının seyreltilmesi
yerinde bir uygulama olacaktır.
İkili ve taşımalı eğitime çözüm üretilememiştir. Ekonomik
anlamda köylüyü ve üreticiyi güvence altına alacak ve kente göçü önleyecek
tedbirler acilen uygulanmalıdır.
Mesleki yönlendirmenin 9. Sınıfa alınması çözüm değildir.
Bunun için veli ve öğrencinin yetkisi sınırlandırılmalı okul ve öğretmen
yönlendirici ve karar verici durumda olmalıdır.
Bakanlığın öğretmenlik formasyon eğitimini üniversitelerden
alıp tekiline alması bir takım kaygılarımızı artırmaktadır. Bunun yerine
öğretmen yetiştirme modelinin gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Öğretmenlik meslek kanunu elbette iyi olur ancak burada iş
güvencesinin tehdit altında tutulması, belediyelerin burada söz sahibi olması
kaygı verici bir durumdur.
Rehber öğretmenlerini statüsüne dair çözüm yer almamakla
birlikte “manevi rehberlik” tehdidi devam etmektedir. Koçluk sistemine yer
verilmiş olup bu sistem okyanus ötesinin bir projesi olarak bu belgede yer
bulmuştur !
Şüphesiz olumlu yönler vardır. Ancak uygulamaya geçmeden bu
sistemin olumlu ve olumsuz yönlerini tam olarak göremeyiz. Bir sistemin
başarılı olması için bakanlık yaptığının arkasında durmalı, kısa sürede yeniden
sil baştan değiştirme yoluna gitmemelidir!
Daha önce defalarca söylediğimiz gibi eğitim sisteminde
yıllardır yaşanan sorunların aşılmasının, çocukların nitelikli bir eğitime
ulaşabilmesini sağlamak için bugüne kadar izlenen bilimsel olmayan eğitim
politikalarını tamamen değiştirmekten geçmektedir. Yaşanan karanlık tablodan
çıkışın tek yolu ise eğitimin eşit, parasız, bilimsel, laik ve kamusal
niteliğinin arttırılmasıdır.
Eğitim-İş olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
bilimsel, laik ve demokratik eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Ülkemizin
geleceğini oluşturacak yeni kuşakların, akıl, bilim ve sanat ortamında barış ve
huzur içinde verilen bir eğitim sistemiyle yetiştirilmesi için her türlü
dayatmanın karşısında olacağız.”






