
7 Eylül 2025 Pazar sabahı… Buldan’dan Antalya Havalimanı’na inen Halis Ödel, Rusya’nın Soçi kentine gitmek üzere Aeroflot uçağına biniş için hazırdı. Fakat Ukrayna’dan gerçekleşen dron saldırıları yüzünden uçuş tam dört kez ertelendi. Saatler süren bekleyişin ardından 15.50’de havalanabilen uçak, savaşın gölgesinde gerçekleşen bu yolculuğun daha baştan zorluklarla dolu olacağını gösterdi.

Soçi Adler Havalimanı’na varışın ardından bu kez beş saatlik bir tren yolculuğu başladı. Ön vagonda seyahat eden Ödel, makinistlerle sohbet ederek kumanda bölümünde bulundu. Rusya’nın demiryolu ağlarının toplu taşımada dünyaya örnek olacak güçte olduğunu kendi gözleriyle gördü.
Rusya’da kurumsal şirketler ve market zincirleriyle iş yapabilmek, giderek ağırlaşan uluslararası yaptırımlar nedeniyle olağanüstü çaba gerektiriyor. Ödel, numunelerini teslim edip uzlaşı sağladıktan sonra yıllardır merak ettiği bir kültürü keşfetmek için rotasını Rostov’a çevirdi: Tolstoy’un kitaplarına konu olan Kazaklar.

Tarihi Stare-Cherkask kasabasında karşılaştığı ilk kare, gözyaşlarını tutamayan bir adamla ilgilenen yaşlı bir Ortodoks papazdı. Papaz, Ödel’i fark edip yanına çağırdı. Çat pat Rusçasıyla sohbet eden Ödel, Kazakların tamamının Hristiyan olduğunu öğünçle dile getiren papazın sıcak yaklaşımıyla karşılandı.
Kasabanın müzesi, Kazak tarihini ve kültürünü tüm ihtişamıyla sergiliyordu. Türkiye’de müzelerin durumunu hatırlayan Ödel, ülkesindeki eksiklikler için hüzünlendi. Ardından tarihi bir evden yükselen müzik sesine yöneldi. Ev, Aleksei Krasnov’un işlettiği özel müze ve kafeydi. Tipik güçlü bir Kazak olan Krasnov, misafirini balık çorbasına ve votkaya davet etti. Sohbetin ardından Krasnov, dedesinden ve ninesinden kalan 1830 tarihli sandığı, eski silahları, kıyafetleri ve eşyaları gösterdi. İki yüz yıllık bir koltuğa oturmasını isteyip fotoğrafını çekerek bu dostluğun hatırasını ölümsüzleştirdi.
Rostov dönüşünde ise şehir birkaç gün önce insansız hava araçlarıyla vurulmuştu. Beş bina bombalanmış, telefon ve internet bağlantılarında kesintiler yaşanıyordu. Tüm bu koşullar altında Ödel’in yolculuğu, savaşın gölgesinde bile hayatın devam ettiğini bir kez daha ortaya koydu.
Bu zorlu seyahatin görünmeyen kahramanı ise Stavropol, Moskova ve Antalya’da yaşayan dostu Andrei Manko’ydu. Yaptırımlar nedeniyle kredi kartlarını kullanamayan, iletişimde sıkıntı yaşayan Ödel’in tüm rezervasyon ve ödemeleri onun aracılığıyla gerçekleşti. Bir Türk iş insanı ile bir Rus dostunun bu dayanışması, iki halkın dostluğunun somut göstergesi oldu.
Denizli ve Türkiye’de tekstil sektörünün bitme noktasına geldiği bu dönemde, Halis Ödel’in çabası bir iş gezisinden öte anlam taşıyor. O, kendi imkânlarıyla yurtdışında pazar ararken aynı zamanda iki farklı milletin insanlığını, yardımlaşmasını ve dostluk bağlarını ortaya koyuyor.




