Değerli Dostlarım, Yurdumun Güzel insanları,
Başlığa bakınca hemen aklınıza benim gibi yaşı ellili olanlar Edip Akbayram’ın türküsünü mırıldanmaya başlarlar, yetmiş ve üzerinde olanlar da Sabahattin Ali’yive Sinop Cezaevinde çektiklerini hatırlarlar. Yeni neslin çok azıda Edip Akbayram’ı hatırlar, SabahattinAli’yi hatırlayanlar da bir elin parmaklarını geçmeyecektir.
2015 Yılının Ağustos ayında ailemle Orta ve Doğu Karadeniz gezisinde ilk durağımız Sinop’tu. Sinop’a gelipte Anadolu’nun Alkatraz’ıolarak bilinen tarihi Sinop Cezaevini ziyaret etmemek olmazdı.
Yaklaşık dört bin yıl önce Sinop yarımadasına deniz
kıyısına inşa edilen kale surlarının ardında, tarihi kaynaklara göre 14.
yüzyılda zindan olarak kullanılmaya başlandı.
Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde Sinop Kalesi için
“büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları,
kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice
azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Allah
korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.” yazmaktadır.
Sinop Cezaevi,1887 yılında resmi olarak zindana
dönüştürüldü.1913’te Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi üzerine, 200 kadar
İttihat Terakki karşıtının sürgün edildiği Sinop Cezaevi, Cumhuriyet döneminde
en azılı mahkumların yanı sıra, ünlü yazar ve edebiyatçıların da sürgün ve
hapis yeri olmuştu.
Daha sonra Cumhuriyet yıllarında da hapishane
olarak kullanılmasının ardından 1999'a kadar sayısız hükümlünün çile doldurduğu bu
cezaevi kapatılıp müzeyeçevrildi.Bu cezaevinde televizyon dizileri de çekildi.
Bu tarihi yapı, ülkemizin dark turizminin
(felaketlerin ya da üzücü olayların yaşandığı yerlere yapılan seyahatler)
önemli yapılarından biri olarak dikkati çekmiştir.
Sinop Cezaevi'nde yatan edebiyatçı Sabahattin
Alisoğuk parmaklıklar arkasında kaleme aldığı “Hapishane"
şiirini de burada yazmıştı ve koğuşunagirdiğinizde duvarlaraşiirlerinin asıldığını
görürsünüz.
“Dışarıda deli dalgalar,
Gelir duvarları yalar,
seni bu sesler oyalar,
aldırma gönül aldırma"
Değişik duygularla kadınlar koğuşunu sübyan koğuşunu
ve diğer bölümleri gezdik. Bodrum daha doğrusu zindanbölümüne hücrelerin ve işkencelerin yapıldığı bölüme
gelince gözlerim doldu.
Bir metrekarelik hücre; duvarında kolları
bağlamak için iki zincir ve ucunda prangalar, tabanında mozaikten yapılma lağım farelerinin çıktığı alaturka bir
tuvalet, ışıksız havasız...
Buarada hücreler önünde altmış yaşlarında biberine
dikkatlice bakan iki kişinin aralarında geçen konuşmaya şahit oldum.
- 80 ihtilalinde sen bu cezaevinde yattın değil mi?
- Evet sen de burada yattın öyledeğil mi?
- Evet. Ben sağcı! sen de solcu! idin. Aynı
koğuşa koymuşlardı birbirimizi öldürelimdiye.
- Ben üç numaralı hücrede işkence görmüştüm. Ya
Sen?
- İki numarada.
- İşkenceye dayanamayıp kurtulmak için işlemediğimiz suçları
da kabul etmek zorunda kalmıştık.
Bunlar yaşanırken gözleri yaşlı birbirlerine sarıldılar.Geçmişte
birbirine sarılamayanlar gelecekte sarılmışlardı. İçimden bir aaaah çektim. Keşkegünümüzde
debukucaklaşmalargerçekleşse!
Gezmeyi bırakıp bu iki kader mahkumunu dinlemeye
devam ediyorum.
- Sahi seni benim gibi tabutluğa koydular mı?
- Evet.
Tabutluk denen yer hücrelerin önünde yere mezar
şeklinde kazılmış, içine mahkumu yatırıp, üzerine iki kişinin zor kaldırdığı bir
mazgal demiriyle kapatılıyormuş.
Tabutluk denmesinin nedeni kuvvetli yağmurlarda
bodrum su ile doluyormuş ve içindeki mahkum boğuluyormuş.Karadeniz’in yağışlı iklimi
düşünülürse buradan sağ çıkmak imkansız gibi.
Değerli Dostlarım,budiyalogaslındageçmişteneleryaşandığınıngünümüzeaktarılmasından
ibaret olmayıpgünümüzde de hâlâ acılarının devam ettiğini göstermektedir.
İlavesiz eksiksiz aktardım.
“Bir sağdan bir soldan...” sözünü unutmamalıyız.!
Sinop Cezaevini gezerken soğuk demir
parmaklıklara, demir kapılara, taş duvarlara ve avluya bakarak, Üstat Necip
Fazıl Kısakürek’in aşağıdaki şiirini mırıldandım.
Zindaniki hece
Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed' im!
Kavuşmak mı? ... Belki... Daha ölmedim!
---------
Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, Bir kaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
--------
Mehmed'im sevinin başlar
yüksekte!
Ölsekte sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebedbizimdir!
Bir dörtlükte benden gelsin.
İnsanzamanderyasında bir gemi
Yüzer fırtınalı ömür rotasında
Bilinmezhangilimana
uğrayacağı
Demirleyecek
sessizler limanına!
Güzel Yurdunda böyle acıların bir dahayaşanmaması geçmişten ders alınması güzelliklerin yaşanması dileğiyle.
0.03.2020
Doç. Dr. Şevket CİVELEK




