Değerli Dostlarım, bu günlerde siyasetçilerden tutun da sokaktaki vatandaşlarımıza kadar herkes şeffaflıktan ve şeffaf olmadan bahsetmektedir. Fakat iş uygulamaya gelince maalesef kazın ayağının öyle olmadığı görülmektedir!
Bir eğitimci olarak eğitim açısından şeffaflık konusunu ela almak istiyorum. Akademisyenlik hayatımda binlerce kez sınav yapmışımdır. Binlerce öğrencimin sınav kağıtlarını gece yarılarına kadar titizlikle okumuşumdur. Sınav sorularının niteliğini ve değerlendirilmesini bir çok açıdan çok önemli bulurum.
1) Dersin verilme sürecinde amaç, hedef ve çıktılar konusunda verimli bir şekilde yerine getirilmesinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin sorgulanması
2) Bir yıl boyunca verilen eğitimin kalitesini ölçebilecek soruların hazırlanıp hazırlanmadığının analiz edilmesi.
3) Eğitimde fırsat eşitliğinin yaratılıp yaratılmadığı.
4) Sınav değerlendirme ölçek ve tutumunda adil ve şeffaf olunup olunmadığı.
5) Sınav değerlendirmesinde öğrenciye güven unsurunun verilip verilmediğini.
Bu değerlendirme ve kriterleri uzatabiliriz. Her eğitimcinin farklı metot ve kriterlerinin olduğunu hatırlatıp, bir öğretim üyesi olarak eğitimde şeffaflığı nasıl sağladığımdan ve uyguladığım eğitim metotlarından söz etmek istiyorum.
Sınav sorularının niteliği konusunda öğrencilerim seviyesini ve verdiğim eğitimin kalitesini ölçebilecek 5 soru soruyorsam; bir tanesi basit, iki tanesi orta zorlukta, bir tanesi biraz zor ve son soru daha zor olurdu. Bu soruların bu şekilde hazırlanmasının amacı, tüm öğrencilerim bilgi düzeyine hitap etmek ve başarılarında da fırsat eşitliğini sağlamaktı. En zor soruyu sormaktaki amaç, sınıf içindeki algılama düzeyi yüksek öğrencilerimin tespit edilmesidir ki, bu öğrencilerimin ileride akademik kariyer yapmalarını teşvik etmeyi amaçlardım.
"Sınav değerlendirmesinde şeffaflığı nasıl sağlıyorsunuz?" diye soracak olursanız. Her ara sınav döneminde okuduğum sınav kağıtlarını sınıfa getirir, tüm öğrencilerime isim isim okuyarak veririm. Hazırlamış olduğum cevap anahtarını da verip kontrol etmelerini isterdim. Sınav Kağıtlarını kontrol eden öğrencilerimin(evlatlarımın!) varsa itirazlarını değerlendirirdim. Sınıfta hummalı bir müzakere durumu olur ve herkes soru soru puan puan notlarını birbirleri ile karşılaştırırlardı. Şu oto kontrole bakar mısınız. Öğrenci hem hocasını hem kendini hem de diğer öğrenci arkadaşlarını kontrol edebiliyor. Biliyor ki, ne kendisinin hakkı yeniyor ne de kendisinin veya başkasının kayrıldığına şahit oluyordu.
Final sınavlarına gelince, ders olmadığından öğrenci arkadaşlarım odama gelip sınav kağıtlarına tek tek bakma haklarını sunuyordum.
Ben öğrencilik hayatımda üniversitede hiç bir sınav kağıdımı göremedim. İtiraz da edemedim. Zira üniversite eğitimi aldığım dönem, 12 Eylül'ün hemen sonrası olunca ve sıkı yönetim altında asker namlularının gölgesinde bırakın itirazı, sınav kağıdımı görmek için bile hocalarımızın odasının kapısını dahi çalamazdık ve çalamadık.
Değerli Dostlarım, her eğitim ve öğretim yılı sonunda evlatlarıma küçük bir anket uygulardım. Bu ankette beni ders anlatma tekniği, öğrenciye yaklaşım, yönlendirme, fırsat eşitliği, sınav değerlendirme, dersin güncellenmesi, sosyal yaşantı ve diyaloglar vb hakkında bir kaç soru, çoktan seçmeli çok iyiden çok kötüye kadar derecelendirme olarak değerlendirmelerini isterdim. Bir de bir kaç cümle ile duygu ve düşüncelerini ifade etmelerini isterdim. Sonra bu anketi değerlendirir, sonuçlarına bakarak, bir sonra ki eğitim ve öğretim yılında kendimi yenilemek için, güçlü ve zayıf yanlarımı ortaya koyar buna göre hazırlanıp, kişisel gelişimimi yıllara göre geliştirme çabasında olurdum.
Her yıl üniversitede eğitim ve öğretim verdiğimiz genç kuşaklarımız arasında duygu düşünce kültürel ve sosyal yaşantı bakımından bir çok farklılıklar olmaktadır. Unutulmamalıdır ki, "Eğitim çok değişkenli ve çok değerli bir fonksiyondur. Amaç maksimum hedef ve noktalara ulaşmaktır! "
Öğrencilerime beni her zaman çekinmeden eleştirebilme ve hatta yargılayabilme zeminini de oluşturmaktaydım. Kendileri ile sürekli iletişimde olabilmek için ilk derste iletişim kanallarımı GSM numaramı vb çekinmeden kendilerine vermişimdir. Bu yüzden de sıkça akademisyen arkadaşlarım tarafından eleştirilmişimdir.
Eğitim yaparken öğrenci arkadaşlarımı hiç bir zaman karşıma almayıp yanıma almışımdır. Zira karşınızdaki insana bir şey veremez ve bir şey alamazsınız! Şaşırmayın her eğitim ve öğretim yılında biz eğitimciler de bir şeyler alabilmekteyiz. Çünkü kaliteli bir eğitim eğiten ve eğitilen için sürekli ve artan bir fonksiyondur.
Değerli Dostlarım, inanıyorum ki, bir çok değerli eğitimci arkadaşlarım uyguladığı farklı eğitim ve öğretim metotlarıyla eğitimde şeffaflığı realize etmektedirler. Bir ata sözümüz vardır; "Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır!" Bu eğitim yoğurdu da maalesef beni böyle yedi! Eğitimde şeffaflık olur mu? olmaz mı? Karar sizindir!




