Sevgili dostlar, peşin peşin söyleyeyim sakın üzerinize alınmayın... Sözüm insanlara değil, insancıklara... Tolstoy’ un " İnsan Ne İle Yaşar " adlı kitabında, çiftçi Pahom’ un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz… Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter." İşte böyle anlatır insancıkları büyük üstad Lev Nikolayeviç TolstoyRus yazar, 9 Eylül 1828 de Yasnaya Polyana Rusya'da doğmuş 20 Kasım 1910 da ölmüştür. Lev Tolstoy filozof, yazar, pasifist, eğitim reformcusu ve daha ve dahidir...İnsanlar...İnsancıklar...Doymadılar...Doymayacaklar...Ekmeğe açsın ama tüketemiyeceğin kadarını alırsın, sonra çöpe atarsın...Susuzluk çekerken tüm dünya, çeşmelerinden şarıl şarıl akan tertemiz suyu hiç canın acımadan kanalizasyona gönderirsin..Sevgiye hasretsin ama, seni seveni aldatırsın sorumsuzca...Bir insanın ne kadar cinsel gücü vardır ki sevdiğini aldatır...Ya da bir insana bir sevgili yetmiyorsa, neden toplum kuralları bu şekildedir... İki durum arasında çelişki yok mu... Ormanda mantar toplamaya gidersin, en fazla bir kilo mantar tüketebilecekken, çuvallara doldurarak tüm ormanın mantarı benim olsun dersin... Gölde balık tutarsın, en fazla iki kilo balık yeterliyken, gölün tüm balıklarını tutmaya kalkarsın... Nedir bu tamahkarlık... Bir karış toprağın yokken, dünya benim olsun dersin... Daha fazlası derken, daha güzelini kaçırırsın hep..Bir meyve ağacını gözlemle istersen. Meyvesinin çok olduğu zaman küçük ve tatsız olur meyveler. Az olduğu zaman ise iri ve lezzetli olur... Günde üç litre süt veren ineğin sütü, otuz litre süt vereninkiyle kıyaslanmaz bile... O üç litre sütten aldığın tadı lezzeti otuz litrenin tamamından alamazsın... Ama hep koşarsın otuz litre süt veren ineğim olsun otuz tane, üç yüz tane, üç bin tane diye... Seni en çok seveni görmezsin de, herkes sevsin diye koşturursun itin uğursuzun peşinden... Söyle ey insancık neden böylesin... Daha çok sevenim olsun derken, seni gerçekten, fedakarca sevenden olursun... Burnundan kanlar akar, yıkılır kalırsın o peşinde koştuğun herkesin ortasında... Sonunda seni de koyarlar üç metrelik bir çukura... Yol yakın daha ey insancık ... Aklını başına toplayabilirsin... İnsan olabilirsin yani... Günde iki kilo balık tuttuğun bir gölün, yeterince mantar toplayabildiğin bir ormanın, üç litre süt veren bir ineğin, çiçeklerin en güzelini yetiştirebileceğin bir bahçen, çocuklarını büyütebileceğin bir evin ve hepsinden önemlisi, seni altın kalpleriyle seven bir eşin ve çocukların olabilir... İyi düşün ey insancık... Yol yakın daha... Çok uzak değilsin insan olmaya...
1 Aralık 2019 Mehmet Demir
1 Aralık 2019 Mehmet Demir




