
Bolu Kartalkaya’da 78 kişinin yaşamını yitirdiği, 137 kişinin yaralandığı Grand Kartal Otel yangını davasında, gelinini ve torununu kaybeden emekli İl Müdürü Ahmet Altın ile eşi Kübra ve 9 yaşındaki kızı Alya’yı kaybeden oğlu Hilmi Altın’ın sözleri mahkeme salonunu sessizliğe boğdu.

Bolu Ağır Ceza Mahkemesi’nde 20’si tutuklu 32 sanığın yargılandığı davanın üçüncü celsesinin ikinci oturumunda, tarafların esasa ilişkin beyanları alındı. Yangında en büyük kaybı yaşayan ailelerden biri olan Altın ailesi, kürsüde hem acılarını hem de öfkelerini dile getirdi.
“Evlatlarımız bir defa öldü, biz her gün ölüyoruz” diyen Ahmet Altın, isyanını şu sözlerle dile getirdi:
“Hayatının ilk baharında, 9 yaşında otelde yanarak can veren torunumun ölümüne buradaki katillerin ihmalleri, para hırsları neden oldu. Bizim yavrularımız cayır cayır yandı. 42 yıllık devlet memuruyum. Bu olayda Bolu Belediyesi’nden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na kadar birçok kurum sorumludur. ‘Taksir’ değil bu, kasten öldürmedir! Kısasa kısas olması lazım. İdam edilmeleri lazım.”
Eşi Kübra ve kızı Alya’yı aynı yangında kaybeden Hilmi Altın ise sözleriyle mahkeme salonunu gözyaşına boğdu: “Ben her sabah kahvemi mezarlıkta içiyorum. Bu acıyı hiçbir psikolog taşıyamıyor. Yaşadıklarımız taşınacak bir yük değil, ağırlığı git gide artıyor. O gece biz dumanların içinde boğulurken kimse bize el uzatmadı. Tesadüfen kurtuldum. Kendimi 10 metreden aşağı attım. Eşimle kızımın hemen arkamdan geleceğini sandım ama bir daha göremedim. Otelden çıktığımda yapayalnız kaldım.” Altın, sanıklara dönerek “Biz cezasızlık düzeninin sonucu olarak yandık. Siz bizi diri diri yaktınız. Artık itiraf edin!” diyerek adalet çağrısı yaptı. 78 kişinin yaşamını yitirdiği facianın davasında, mağdur ailelerin beyanları sürerken, mahkeme heyeti duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Altın ailesi ve diğer yakınlarını kaybedenler, artık adaletin yerini bulmasını istiyor.






