"Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk
" 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü" bir mücadelenin ve ağır bedellerin sonucu ortaya çıkmış kadının insan hakları adına en önemli tarihtir.
Mustafa Kemal'in eylemleri de tıpkı yukarıda yer alan söylemini birebir karşılamış ve 17 Şubat 1926 tarihli 743 sayılı Türk Medeni Kanunu ile aile, kişiler hukuku, miras ve eşya konusunda laik hukuk sistemi ile sosyal ve iş hayatı içinde kadına eşit hak ve özgürlükler tanınması sağlanmaya başlanmıştır.
Siyasal haklarını kadınlar 1930 seçimleri itibariyle kazanmaya başlamıştır. Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı Kılıçkaya Belediye başkanı olan Sadiye Hanım'ı bu vesile ile ilk başkan olarak anmakdan geçmek istemem.
1933 yılında çıkarılan ve 1924 yılına ait 442 sayılı Köy Kanu'nun 20.maddesinde 2329 sayılı kanunla değişiklik yapılarak ihtiyar heyeti üyeliği ve muhtar olma hakkı karınlarımıza tanınmış akabinde de Aydın'ın Çine'ye bağlı Demirci köy muhtarı Gül Esin olmuştur.
İsmet İnönü önderliğinde ki 200'e yakın milletvekilinin 1934 yılında Anayasa ve Seçim Kanunu değişikliklik talebi mecliste görüşülmüş 10. Madde ve 11. Madde değiştirilerek 22 yaşını doldurmuş her Türk Kadınına genel seçimlerde oy kullanma ve 30 yaşını doldurmuş olanlarına da milletvekili seçilme hakkı 258 erkek milletvekilinin kabul oyu ile kabul edilmiştir. 1935 yılı 5. Dönem seçimleri ile 17 kadınımız milletvekili olarak TBMM'de milletini ve kadınlarımızı temsil etme hakkını kullanmıştır.
Peki, her alanda eşit haklara sahip olma mücadelesi bitmiş midir? Elbette hayır! O mücadele gerek iş, gerek eğitim, gerek aile..sağlık ve gerekse sosyal hayat içinde devam etmektedir.
Kırsalda Kadının Adı Yok!
Tarımda emekçi olarak sosyal güvencesi olmadan çalışan milyonlarca kadınımız olduğunu unutmayınız!
Bu kadınlarımızın bazıları mevsimlik işçi olarak her türlü insani yaşam hakkından yoksun hayatlarını sürmektedir.
Bazıları gündelik tarım işlerinde çalılmakta, ev ekonomisine katkı sunmakta olmasına karşın ekonomik şiddete maruz kalmaktadır.
Elleri nasırlı, yüzleri kah güneş kah soğuk vurgunu güleç yüzlü tarımın kadınları zorunlu eğitim uygulaması sayesinde ortaöğretimi tamamlamaktadır.
Kırsalda yaşlı bakımı, hayvan bakımı,..çocuk ve engelli bakımı,..gibi konularda yardım ve eğitim alamamakta zorlu hayatı içinde çoğu zaman kendine hatta kişisel bakımına vakit ayırmak aklına bile gelmemektedir.
Tıbbi destek zorunlu olmadıkça görmemektedir!
Çoğunlukla seçme hakkına eşleri, babaları, ağabeyleri..tarafından müdahale edilmektedir.
Ne giyeceğine, ne yiyeceğine..ne düşüneceğine bile karar erkek egemen bir yapıda sürmektedir.
Tarlada, evde,..hep üreten en az tüketen bu kadınlarımıza reva görülen çile yüklü hayattan başka bir şey değildir!
Kırsal da ihmal edilen kadın; ensest başta olmak üzere cinsel istismara maruz kaldığında susturulmakta, töre gibi genel geçer adetler ile öldürülmeye devam etmektedir.
Şiddetin her türlüsüne ve istismara maruz kalan bazı kadınlarımız ise devletin kadın sığınma evlerinden habersiz yaşamaktadır.
Teknoloji çağında ilkel hayat yaşayan kadınlarımızı özgürlüğe ve rahatlığa kavuşturmadan aydınlığı görmeyi düşünmek sadece bir hayaldir. Bu sebeple biz kadınlar birlik olmalı ve beraberce Kadınlarımız için hareket etmeliyiz. Unutmayınız ki;
Kadın kadının kurdu değil yurdudur!
Emekçi tüm kadınlarımıza saygılarımla..
n.aydemir




