İzmir’den, kıyı şeridine yakın vaziyette kuzeye doğru yol
aldığınızda Menemen ilçesinden de geçersiniz; sağlı sollu, yol boyunca renk
renk imalatları olan çömlekçiler saygı dururlar geçenlere… Bir de elleriyle,
tarımsal ürünler üreten ve ülkemizin gerçek emekçileri sıralanır yol boyu…
İzmir merkezi ile mesafelidir yıllarca; ancak, bu mesafe küreselleşme ve göç
etkileriyle, günümüzde, dakikalarla sınırlandırılacak kadar da kısalmıştır!
İşte o Menemen’de, neredeyse bir asır öncesinde, ulus
devlet olma yolunda dev adımlar atanları dehşete düşürecek, özgür ülke
isteklilerini, aydın geleceklerini kilit altına almak isteyenlerle bir kez daha
yüzleştirecek kahrolası bir gün yaşanır.
23 Aralık 1930 günü, Manisa’nın Ege Denizine açılan
patikası olan Muradiye yolu üzerinden, bir kısım Cumhuriyet ve devrim düşmanı,
karanlık çığırtkanı, bilim, ilim ve kendini bilmez güruh Menemen’e yürürler…Kendilerine
karşı koymaya çalışan Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ve silah arkadaşlarını,
şeriat istemleriyle, hunharcaşehit ederler.
Bilmezler ki, o dehşeti yaşattıkları gün, henüz yedi
yaşında olan, ancak asırlar boyu gelişerek ve yenilenerek yaşayacak olan
Cumhuriyetimizin ne denli zorluklarla kurulduğunu;
Neden mi bilmezler?
Cumhuriyetimizin kurucusu, topraklarımızın gördüğü en
büyük devrimci, mavi gözlü dev Mustafa Kemal’in; büyük usta Turgut Özakman’ın
“Şu Çılgın Türkler” romanında da kendisine yer bulan şöyle bir yaşanmışlığı
vardır:
Gazi Mustafa Kemal Paşa, Sovyet Rusya Büyükelçisi Aralov,
AtaşemiliterZvonaryev ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilov ile beraber
Sivrihisar’a, oradan da Akşehir’e geçerler. Sonrasında da trenle Konya’ya;
“1 Nisan 1922 günü, istasyon
paşayı karşılamaya gelen Konyalılarla doluydu. Yüzlerce meşale parıldıyordu.
Sakarya kahramanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı büyük coşkuyla karşıladılar.
İnceleme ve gezi programları
içinde bir medrese de vardı. Kanlı canlı, genç mollalar ile hocalar avluda
dizilmiş, bekliyorlardı. En yaşlı hoca, Paşa’dan medrese sayısının
artırılmasını ve medrese öğrencilerinin askere alınmamasını rica edince, M.
Kemal Paşa sinirlendi:
-‘Sizin için medrese,
Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerli?
Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşür, yurt
için canlarını feda ederken, siz burada genç, sapasağlam delikanlıları besiye
çekmişsiniz. Bu asalakların askere alınmaları için yarın emir vereceğim’.”
“Şu Çılgın
Türkler” romanından yukarıda alıntıladığım kısacık bölüm, Cumhuriyet uğruna
dökülen kanlardan, bu uğurda verilen 45 kilogramlık çocuk canlardan bihaber
olanların varlığını gün gibi yüze çarpmaktadır. Ve o neslin işe yaramaz soyunun,
bugün de kımıldamaya çalıştığını bilmek, onlarla savaşa hazır birer devrimci
olmak yetmemeli bize!
Yetmez diyenlerdir Kubilay’ı anmaya,inatla devam edenler…
Yetmez diyenlerdir her yılın 23 Aralık’ında Menemen’e,
Kubilay Anıtına koşanlar…
Gerçi, son yıllarda devlet töreni olarak da anamıyoruz
maalesef... Bu kutsal anma törenine, devletimiz, Valilik düzeyinde en son ne
zaman katılmıştır, hatırlayamıyorum doğrusu!
Ama Kubilay gibi devrimciler, Cumhuriyet devrim şehidi
Kubilay’ı anmaya inatla devam edecekler; bu anlamda da son on dört yıldır,
İzmir Büyükşehir Belediyesi Kubilay Koşusu adını verdiği, bence “devrime
koşanlar” olarak da nitelendirilebilecek bir maraton organize ediyor.
Normal şartlarda Buruncuk mevkiinden koşmaya başlayan
sporcular, Kubilay Anıtı’na kadar yaklaşık 10 kilometre koşar ve koşuyu tamamlarlardı.
Ancak bu sene, salgın şartlarında, gerçek koşuyu iptal etmek ve yerine sanal
koşu uygulaması getirmek zorunda kaldıbüyükşehir.(Detaylı
bilgiye www.bizkosariz.org web
sitesinden ulaşabilirsiniz.)
Olsun, bir şekilde devrime koşalım da, karanlıklar
gerimizde kalsın.
