“Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez”
Kendi kendine yetebilen ülkenin adıdır Türkiye! Peki, bu ne demek? İklim ve yeryüzü şekilleri de dikkate alındığında insani temel ihtiyaçların başında gelen gıda temini için bitkisel ve hayvansal üretime elverişli ve ürettiği ile sınırları içinde ki nüfusu besleyebilir demek.
Son dönemde ithalatta eklenen samanı düşününce “ülke kendi kendimize yetmez mi?” oldu sorusu akla gelebilir. Aslında tarımda yaşanan sıkıntıların temeli çok önce atılmış, zaman zaman köşe yazıma örnekleri ile taşıyorum. Lakin bugünlerde sektörde normalden daha da fazla sıkıntılar. Zira tarım kesiminde halen iş gücü olan birincil risk grubu 65 yaş ve üzeri kesim ile 20 yaş altı kademeli uygulanan sokağa çıkma yasağının ikinci kesimi, okullarında tatil olması sebebiyle çalışmak zorunda. Halen küçük aile işletmeleri şeklide sürdürülen çiftçiliğin sonucudur, bu çalışma durumu. Dün köyümdeydim, hava kapalı olmasına karşın herkes işinde gücündeydi..
Burada bir parantez açıp yazıma devam edeceğim; Gazetenin köşe yazarları arasında olan Mimar Arif Balkanay ile de kendi sayfasında aktardığı “Tarım ve Gıda Seferberliği” üzerine köy dönüşü telefonla kısa bir görüşmemiz oldu. Köşesine taşıyacağı düşüncesi ile burada yazıyı paylaşmayacağım, sadece yazıya atfen yerel yönetimlere yapmalarını arzu ettiğim maddeleri bir hatırlatma ile sıralayacağım.
5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’na 6360 sayılı Torba Kanunu 7. Madde ile ek yapılmış ve şöyle denmiştir; “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri, tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.”
Bu amaçla il/ilçe belediyelerinin önceliği, siyasi parti gözetmeksizin çiftçileri kendi bünyelerinde toplamak olmalıdır. Kooperatif veya birlik kurarak çiftçilerin ekili-dikili veya nadas alanları, kuru-sulu olup olmadığı,… kaç baş hayvanları olduğu ve türleri, rekolteleri, süt verimleri… kayda geçirilmeli, girdi/maliyet hesaplamaları kısaca fizibilite yapılarak üretim planı çıkarılmalıdır.
Detaylarını elbette burada yazmayacağım zira projelendirme, deneme, uygulama… oldukça meşakkatli ve de profesyonellik isteyen bir uğraş. Kaldı ki hazır proje kullanmayı çok seven insanımın iştahını da kabartacak değilim. Başlıklarla yetineceğim;
Bitkisel ve hayvansal üretim için çiftçi sayısı kadar önemli olan arazi büyüklüğü, ekili dikili alan ve çeşite göre ziraat mühendisi ve teknikeri istihdamı; büyük-küçük baş, kanatlı,..varlığı dikkate alınarak veteriner hekim ve teknikeri istihdamı yapılmalıdır.
Hasat dönemi en çok gerekli olan ve çiftçiyi zora sokan işçi ise yıl boyu sözleşme yolu ile Orman İşçisi istihdamına benzer şekilde alınabileceğini de belirtmeden geçmeyeceğim.
Paketleme, soğuk hava deposu, entegre tesis..salma tavukçuluk gibi IPARD 2 kapsamında yer alan projeleri de kooperatif aracılığı ile %50 hibeli olarak kurma imkanını, bu tarz tesisler için kredi sağlayan kuruluşları da unutmamak gerekir.
Oluşturulan kooperatif üretimi kontrol ederken, alım garantisi vermelidir. Alınan ürünlerin değerlendirileceği marketleri ise belediye ise daha önceden örnekleri olan “ TANSAŞ-BELTAŞ” market zinciri ile üreticiden tüketiciye şeffaflık ilkesi çerçevesinde güvenilir arz edebilmelidir.
…
Bu bir döngüdür, bu döngüde herkes kazanır! Yapılabilir mi? Elbette, lakin tüm bunlar yapılırken en önemlisi samimiyet sürdürülebilir olması için şarttır!
Ve unutmadan bir not düşeyim: Virüs sebebiyle sekteye uğrayan üretimi, hayvancılıkta yaşanan sorunları,.. tarımda çalışan işçi teminindeki güçlükleri ve elbette olası çözümleri Sayın Ali Ekber Yıldırım en üst perdeden yazıyor. Bunu yaparken de birinci ağızdan aldığı verileri kullanıyor. Sayın Cem Seymen ise tarımın içindeki insanımızla buluşuyor, onları ekrana taşıyor… Sorunları ve çözümleri sıralıyor. Takip etmenizi öneririm, her ikisinin de linkini kaynakta bulabilirsiniz.
Sıkı yönetim değil bize gerekli olan tarladan sofraya giden bir seferberliktir.
n.aydemir
06 Nisan 2020 – Denizli [email protected]
Kaynaklar; https://www.tarimdunyasi.net/
https://www.cnnturk.com/paradedektifi




