Bu bir kitap hikâyesi değil sadece.
Bu, bir kadının vicdanının dünyaya açılması.
Bu, sınıf tahtasından Birleşmiş Milletler kürsüsüne uzanan sessiz ama etkili bir yürüyüş.
Güngör Aslan Anadolu Lisesi’nde öğrencilerine umut aşılayan bir öğretmen, Birleşmiş Milletler Küresel Okullar Programı’nda dünyaya seslenen bir mentor, uluslararası projeleri ve ödülleriyle adını küresel alana yazdıran bir kadın: Elif Selçuk.
Ve şimdi, kalemiyle tarihe not düşüyor.

Selçuk’un kaleme aldığı “İklimin Kanatlarında Bir Kadın”, iklim krizinin boğucu rakamlarını, grafiklerini, diplomatik metinlerini bir kenara bırakıp insanın kalbine dokunuyor. İlhamını, Tuvalu’nun sular altında kalma gerçeğini dünya kamuoyuna duyurmak için BM COP26’da dizlerine kadar suyun içinde konuşma yapan Tuvalu Dışişleri Bakanı Simon Kofe’nin yardım çağrısından alıyor. O çağrı, yalnızca bir ada devletinin değil, 12 bin insanın, binlerce annenin, çocuğun, geleceğin çığlığıydı. Ve Elif Selçuk o çığlığı duydu.

“Tuvalu için ben ne yapabilirim?” sorusu, bir öğretmenin vicdanında yankılandı.
Cevap bir kitap oldu. Ama sıradan bir kitap değil.
Selçuk, küresel iklim krizini istatistiklerle değil, bir kadının yüreğiyle anlatmayı seçti. Tuvalulu bir anne olan Leilani ve oğlu Ariki üzerinden…
Toprağını geride bırakmanın acısını, göçün soğuk yüzünü, ayrımcılığı, belirsizliği ve yine de tükenmeyen umudu taşıyan bir hikâye bu. Tuvalu’dan Yeni Zelanda’ya uzanan yol, aslında Pasifik’ten Afrika’ya, Asya’dan Orta Doğu’ya savrulan milyonlarca iklim mültecinin ortak kaderi.
Bu kitap, kadınların ve çocukların omuzlarına yüklenen görünmez yükleri görünür kılıyor.
Uluslararası hukukta hâlâ adı konmamış “iklim mültecileri” gerçeğine cesurca ışık tutuyor.
Ve bir eğitimci gözüyle, okulların, öğretmenlerin, sivil toplumun ve dayanışmanın bu karanlık tabloda nasıl bir umut kapısı aralayabileceğini anlatıyor.
Elif Selçuk’un hayali ise bir o kadar anlamlı:
Bu kitabın Simon Kofe’ye ulaşması.
Tuvalu halkına tek bir cümle fısıldamak için: “Yalnız değilsiniz.”
Kitabın Tuvalu’yu merkezine almasıyla, COP31 İklim Zirvesi’ne Türkiye’nin, Antalya’nın ev sahipliği yapacak olması, Selçuk için sadece bir tesadüf değil; gurur verici bir kesişme. Akdeniz’in ısınan sularıyla Pasifik’te boğulma tehlikesi yaşayan adalar arasında kurulan bu bağ, ortak bir kaderin ve ortak bir umudun altını çiziyor.
Eserin İngilizceye çevrilme sürecinin başlaması, Elif Selçuk’un sesinin artık yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da yankılanacağının habercisi. Bu yolculukta Mersin Global Yayınevi’nin verdiği destek ise kadın emeğinin ve fikrinin arkasında durmanın somut bir örneği.

Kitabın yayımlanmasının ardından Selçuk, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nin konuğu oldu. “İklimin Kanatlarında Tuvalu’dan Adalet Paradoksuna Bir Yolculuk” başlıklı konferansta gençlerle buluştu. Konuşmasında, iklim krizinin sadece çevresel değil; derin bir adalet meselesi olduğunu, kadınların bu krizde en ağır bedeli ödediğini ve gençlerin bu hikâyenin en güçlü öznesi olduğunu vurguladı.
Bu hikâye bize şunu söylüyor:
Bir kadın isterse, bir ada kadar büyük bir sesi dünyaya duyurabilir.
Bir öğretmen isterse, kalemiyle küresel vicdanı harekete geçirebilir.
Ve bazen bir kitap, sular altında kalmak üzere olan bir ülkeye uzanan en güçlü el olabilir.
Elif Selçuk’un başarısı işte tam olarak bu.
Bir kadının, dünyanın yükünü omuzlamaya “hazırım” deyişi.




