İlkeli ve cesur gazeteciliğin, tam bağımsız Türkiye’nin, gericiliğe karşı
mücadelenin simge isimlerinden Uğur Mumcu, mafya ve siyaset ilişkisine, teröre,
yolsuzluğa, kökten dinci akımlara karşı, somut belgelere dayalı çalışmaları ve
yayınladığı eserleriyle hayatını derin yapıların ortaya çıkarılmasına adamış,
bu yapıların ortaya çıkmasından endişelenenler tarafından katledilmiştir.
12 Mart faşizminin ''Sakıncalı Piyadesi'' Uğur Mumcu’nun özelleştirmeler
ile ekonomik kaynaklarımızın peşkeş çekilmeye başlandığı, etnik ve dinsel
kimliklerin ''demokratikleşme'' adı altında ortaya atıldığı bir süreçte
katledilmesi sıradan bir terör saldırısı olamaz.
Artık şu çok iyi anlaşılmıştır ki, ister dinsel, ister etnik olsun
her türlü terörün arkasında emperyalizm ve işbirlikçileri vardır. Bugün hala
Uğur Mumcu'nun katledilmesinin üzerindeki sis perdesinin bilinçli olarak
aralanmamasını bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Bugün Türkiye’de 26 yıl öncesine göre değişen hiçbir şey yoktur. Bu bağlamda
geçmişte Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Turan
Dursun, Muammer Aksoy gibi aydınlarımız cinayetlerle susturulurken günümüzde
emperyalizm ve AKP iktidarının saldırıları demokrasiden, laik eğitimden,
cumhuriyet devrimlerinden yana olan örgütlere, gazetecilere, aydınlara karşı
yapılmakta, hukuksuz yargılamalar ve faşizan baskılarla karşı karşıya
bırakılmaktadır.
Ancak Uğur Mumcu’nun da dediği gibi “Bir kalem susar, yerini bir başkası
alır. Bu kalemler tükenmez. Ne kelepçeler, ne demir kapılar, ne iddianameler ve
ne de beş yıldan yirmi yıla uzanan hapis cezaları, bu kalemleri korkutamadı,
bundan sonra da korkutamaz”
Eğitim-İş olarak Uğur
Mumcu’nun ve diğer devrimci aydınlarımızın katillerinden elbet bir gün hesap
sorulacağına yürekten inanıyor ve cinayetler, hukuksuzluklar, yolsuzluklar
karşısında suskun kalmayacağımızın bilinmesini istiyoruz.




