Not: Bu
yazı dizisini 15 Temmuz hain darbe girişinden bir buçuk yıl önce yazmıştım.
1998
yılının Ocak ayında, Üzeyir Garih’i Denizli’de dinleme ve sonrasında kısa da
olsa görüşme şansım olmuştu. Üzeyir Garih o konferansta değişik konular
anlatmıştı. Ancak o konferanstan ve buluşmadan, bana aldığım üç ders kaldı ve
bugüne kadar hiç unutmadım. Öncelikle bu üç dersi kısaca ifade edeyim, daha
sonra da onları açıklayayım.
1. El sıkmanın ne kadar önemli ve anlamlı
olduğunu öğrendim.
2. Turgut
Özal ile yaşadıklarından uzun vadeli
düşünmenin yani stratejinin nasıl olması gerektiğini öğrendim.
3. Sokullu Mehmet Paşa ile ilgili
anlattıklarından, kendini idarecisinden daha
büyük göstermeye çalışanın kellesinin gideceğini öğrendim.
Birinci Ders: El Nasıl sıkılır?
Üzeyir Garih,
bahsettiğim konferanstan sonra lobide oturuyordu. Yanına gidip, “çok yararlı
bir konferans olduğunu ve ileriki yaşantımda benim için faydalı olacağını”
söylemek istedim. Yanına yaklaştım ve –
- Merhabalar efendim. Dedim.
Beni
görünce bana tüm vücudu ile doğru döndü ve ayağa kalktı. Gözlerimin içine
bakarak:
-
Merhabalar. Dedi ve elimi sıktı.
Eli, elimi
öyle bir şekilde kavradı ki, ellerimizin tamamen temas ettiğini hissettim.
Bazılarının elinin ucu ile tokalaştığından çok farklı idi.
Eli, elimi
öyle bir şekilde sıktı ki, ne elim acıdı, ne de bir gevşeklik hissettim. O an
ayağım kaysa, yere düşmeyeceğimden emin hissettim.
El sıkışı
bende kendisine son derece güvendiği hissini oluşturdu. Bunun yanında garip
şekilde, ben de onun el sıkışı ile kendime güvendiğimi hissettim. Sanki onun el
sıkışı bana “sana güveniyorum, sen değerlisin” diyordu.
Bana doğru
dönüşü, el sıkışı ve gözlerimin içine bakışı ile bana:
- Söyle!..
Seni dikkatle ve son sözüne kadar dinleyeceğim. Çok da acele etme, ellerini
sımsıkı tutuyorum, bir yere gidemezsin. Dedi.
Ardından da
oturmamı istedi. Bu da pek alışık olmadığım bir tavırdı. Genelde böyle kişiler,
ayaküstü dinlerler ya da dinler gibi gözükürler. Çoğu zaman oturup konuşacak
kadar vakitleri de yoktur. Ancak Üzeyir Garih gibi birisinin vakti vardı ve
bana yanıma otur konuşalım demişti.
İnanın bu
yazıyı yazacağım için o gün ne konuştuğumuzu hatırlamaya çalıştım. O
konuşmamızın tek kelimeni bile hatırlamıyorum. Sadece o ortamda çok rahat
olduğumu ve içimden gelenlerin tek kelimesini bile saklamamadan konuştuğumu
hatırlıyorum.
Her ne
olursa olsun; ben öğreneceğimi öğrenmiştim.
El sıkmanın
nasıl olması gerektiğini ve bir el sıkma ile neler anlatabileceğimi, uygulamalı
yaşamıştım.
Devam
edecek….
Dostlukla…




