Bir zamanlar sabahları simit kokusuyla uyanan, serinliğiyle insanın ciğerini açan, hastalara şifa diye anlatılan bir yerdi Buldan… Tekstili, Buldan beziyle anılan, tarihi evleriyle bilinen Buldan!..
Şimdi aynı Buldan’ın ciğerine, göz göre göre kazma vuruluyor.
Hem de öyle gizli saklı değil.
Alenen.
Bağıra bağıra.
“Geliyorum” diye diye.
Bu bir haber değil sadece.
Bu, bizzat yaşadığım, adım adım takip ettiğim, yazdığım, anlattığım ve görmezden gelindiğini gördüğüm bir sürecin kaydıdır.
Denizli’nin Buldan ilçesinde bugün konuşulan 724 ağaç kesimi, 8 şirketin maden ruhsat başvurusu, feldispat için açılacak alanlar…
Hiçbiri sürpriz değil.
Aksine…
Bu yıkım iki yıldır bağıra bağıra geliyordu.
Buldan…
Bir zamanlar “oksijen deposu” denirdi.
Verem hastaları bile buraya gönderilirdi, “ciğer açar” diye.
Şimdi o Buldan’ın ciğerine, göz göre göre kazma vuruluyor.
Ve kimse kusura bakmasın…
Bu olanlar ne yeni, ne sürpriz.
Bu, iki yıldır bağıra bağıra gelen bir yıkımın sonucu.
HER ŞEY SÜLEYMANLI YAYLA GÖLÜ’NDE BAŞLADI
Sürecin ilk kırılma noktası, Buldan’ın kalbi olan Süleymanlı Yayla Gölü oldu.
Burak Çotanoğlu’nun gölde çektiği fotoğraflar önüme düştüğünde gördüğüm manzara şuydu:
- derece sit alanı olan gölün içinde devasa iş makineleri…
Kamyonlar…
Sözde “sazlık temizliği”.
O an şunu anladım:
Bu iş normal değil.
Biz bu görüntüleri aldık, Denizliekspres’te yayınladık.
Okurlarımıza duyurduk.
Çünkü bu bir haber değil, bir alarmdı.
“BU TEMİZLİK DEĞİL, TORF İÇİN TALAN”
Konuyu dönemin Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Ali Korkmazcan’a sorduk.
Cevabı netti:
Bu yapılan normal bir temizlik değil.
“Torf toprağı için yapılıyor” dedi.
Yani gölün dibine girilmesinin sebebi, doğayı korumak değil…
Toprağı almak.
Biz bunu da yazdık.
Yine Denizliekspres’te.
“GELİN, KENDİ GÖZÜNÜZLE GÖRÜN” DEDİLER
O süreçte Ödel ailesi devreye girdi.
Sabahat Ödel aradı.
“Yazılanlar az bile, gelin görün” dedi.
Gittik.
Ben, gazeteci arkadaşım Sema Zoylan, Sabahat Ödel ve Safure Ödel birlikte…
GÖL DEĞİL, ŞANTİYE GÖRDÜK
Gittiğimizde gördüğümüz tablo şuydu:
- Gölün büyük bölümü kurumuştu
- Su seviyesi yok denecek kadar azdı
- Göl tabanı çatlamış, balçığa dönmüştü
- İş makineleri doğrudan gölün içinde çalışıyordu
- Kamyonlar göl yatağında hareket ediyordu
- Sit alanı resmen şantiyeye çevrilmişti
- Torf toprağı çıkarılıyor, alandan taşınıyordu
Bu görüntülerin adı “temizlik” olamaz.
Bu, gölün sökülmesidir.
Biz fotoğrafladık.
Sema onlarca kare çekti.
Tam o sırada yüklenici firmanın yetkilileri geldi.
Çekim yaptığımızı görünce rahatsız oldular.
“Firma sahibiyle konuşmanız gerekir” dediler.
Yani rahatsızlık, yapılan işten değil…
görüntülenmesinden duyuluyordu.
ORMAN DA AYNI AKIBETE UĞRADI
Göle gidip gelirken sadece gölün değil, çevresinin de değiştiğini gördük.
Ormanlık alanda:
- Yüzlerce ağaç kesilmişti
- Kesilen ağaçlar yerde bırakılmıştı
- Körpe fidanlar ezilmişti, devrilmişti
Bunu da belgeledik.
Yazdık.
BİZE NE DENİLDİ? “GENÇLEŞTİRME”
Bu kesimleri anlattığımızda aldığımız cevap şu oldu:
“Ağaçlar aralanıyor, gençleştiriliyor.”
Ama sahada gördüğümüz şuydu:
- Boylu boyunca yere serilmiş ağaçlar
- Kurumaya bırakılmış fidanlar
- Geniş alanlara yayılmış kesim izleri
Bu görüntünün adı gençleştirme değildir.
Bu, açıkça kesimdir.
TEHDİT EDİLDİK, AMA YAZMAYA DEVAM ETTİK
Biz bu haberleri yaptıkça, bu görüntüleri yayınladıkça…
Yüklenici firma tarafından tehdit edildik.
Ama durmadık.
Yazdık.
Anlattık.
Yetkilileri aradık.
BELEDİYEYE DOSYA GÖTÜRDÜK
En kritik anlardan biri buydu.
Ben, Sema Zoylan, Halis Ödel ve Ali Korkmazcan…
Elimizde haberler, fotoğraflar, belgeler…
Gittik Buldan Belediye Başkanı Mehmet Ali Orpak’ın yanına.
Dosyayı sunduk.
Ne oldu?
Dosyaya bakılmadı.
Belediyenin avukatı arandı.
“Size dönecek” denildi.
Kimse dönmedi.
"GENÇLEŞTİRİYORLAR” DEDİLER
Başkana açık açık söyledim:
“Başkan, bu ağaçlar kesiliyor. Bu iş hayra alamet değil.”
Cevap:
“Araştırdım, ağaçlar aralanıyor, gençleştiriliyor.”
“Bu gençleştirmeye benzemiyor” dedim.
Ama karşılık bulmadı.
YAĞMUR YAĞDI, ŞOV BAŞLADI
İş işten geçtikten ve göl kuruduktan sonra başkan bir üniversiteden ekip getirildi, sözde düzenlemeler yaptılar. Gölü kurtardık dediler. Gölün kuruyan yerlerini görmezden gelip, yağmurlardan sonra gölün dolan bazı kesimlerini basına servis ettiler.
Zaman geçti.
Yağmur yağdı.
Gölün bir kısmı su tuttu.
Ve bir anda açıklamalar geldi:
“Gölü kurtardık.”
Ama kimse şunu söylemedi:
- Gölün büyük kısmı kurumuştu
- Talan edilen alan ortadaydı
- Kesilen ağaçlar ortadaydı
Sadece su tutan küçük bir bölüm gösterildi.
Gerçek saklandı.
VE BUGÜN: 724 AĞAÇ, 8 ŞİRKET
Bugün geldiğimiz noktada:
- 8 şirket maden ruhsatı için başvurdu
- Feldispat madeni için alan hazırlandı
- 724 ağaç kesim için işaretlendi
Yani iki yıldır gördüğümüz, yazdığımız, anlattığımız her şey…
Bugün resmileşti.
“DAHA YENİ HABERİM OLDU”
Ve ardından gelen açıklama:
“Daha yeni haberim oldu.”
Bu cümle, bu süreci yaşayan herkes için kabul edilemez.
Çünkü:
- Biz söyledik
- Biz yazdık
- Biz gösterdik
- Biz dosya sunduk
Bu işin haberi vardı.
Hem de en başından beri.
BU BİR İHMAL DEĞİL
Bugün net bir şey var:
Bu bir ihmal değil.
Bu bir süreç.
Göz göre göre ilerleyen, uyarılara rağmen durdurulmayan bir süreç.
SON SÖZ: BU YIKIM PLANLIYDI
Süleymanlı Yayla Gölü’nden başladı.
Ormana yayıldı.
Bugün maden ruhsatına dönüştü.
Bu bir tesadüf değil.
Bu bir zincir.
Ve bu zincirin her halkası…
iki yıldır gözümüzün önünde örüldü.
Biz yazdık.
Biz söyledik.
Biz belgeledik.
Ama duyulmadı.
Şimdi herkes konuşuyor.
Ama gerçek şu:
Buldan’ın nefesi, çoktan kesilmeye başlandı.
Kimse timsah gözyaşları dökmesin.
Kimse şov yapmasın.
Kimse yalan söylemesin...
Herkes baştan beri biliyordu, kimse sesini çıkarmadı, en çevreciler bile bilmezden, görmezden geldi.
Buldan bağıra bağıra talana peşkeş çekildi.
Baştan bu yana; Ödel ailesi vardı karşı çıkan. Başta Halis Ödel, ablaları Sabahat ve Safure Ödel, Ali Korkmazcan, Sema Zoylan ve ben... Bir elin parmakları kadardık.
Buldan talan ediliyor, şimdi gazeteciler ayaklandı, siyasetçiler ayaklandı, çevreciler ayaklandı...
İş işten çoktan geçti...
Selam söyleyin o yâre… çünkü bu dosya artık kapanmıştır.
AKP'ye de iki çift sözüm var; “Doymadınız; gölü de ormanı da geleceği de tüketmeye?”
Bütün bunların hesabı sorulur birgün...




