“Yaşasın 2025 gidiyor, kurtulduk” demeyi çok isterdim.
Ama diyemiyorum.
Çünkü görünen o ki, 2026 daha iyi bir şey vaat etmiyor.
Aksine, daha kötüsünün ayak sesleri geliyor gibi...
Geleceği varsa, göreceği de var, enseyi karartmıyoruz!
O yüzden gelin, hafızamızı tazeleyelim.
2025 bu ülkeye neler etti, bir bakalım.
Bu yıl; Türkiye’nin sadece kötü yönetilmediğini, bilinçli biçimde çürütüldüğünü gösterdi. Hukuk askıya alınmadı; rehin alındı. Adalet gecikmedi; kime işleyeceği seçildi. Devlet zayıflamadı; yanlış ellerde bir baskı aracına dönüştü.
İnsan hayatı ucuzladı.
Toprak sahipsiz kaldı.
Doğa korumasız bırakıldı.
Masumlar cezaevinde,
suçlular sokakta kaldı.
Kadınlar mezarda,
katiller “iyi hâlli”.
Bebekler tabutta,
failler sistemin içinde.
Bu bir abartı değil.
Bu bir duygu patlaması da değil.
Bu, 2025 yılının resmi tutanağıdır.
Siyaset ve Yargı: Seçilmişlerin Tasfiyesi
Mart 2025’te Türkiye, seçilmiş bir büyükşehir belediye başkanının tutuklanmasına tanıklık etti. Ekrem İmamoğlu hakkında yolsuzluk, rüşvet, terör örgütüne yardım, casusluk gibi çok sayıda suçlama yöneltildi. Dosyalar genişledi, iddialar çeşitlendi; ancak kamuoyuna tatmin edici, somut deliller sunulamadı.
Diploma iptaliyle siyasi yol kapatıldı.
Protesto eden yurttaşlar gözaltına alındı.
Gençler meydanlarda coplandı.
Aynı dönemde “yargı reformu” adı altında çıkarılan paketlerle on binlerce adi suç hükümlüsü tahliye edilirken; gazeteciler, muhalif siyasetçiler, öğrenciler cezaevlerinde tutulmaya devam edildi.
Bu tablo, hukuk devleti ilkesinin ciddi biçimde sorgulanmasına neden oldu.
Seçmenin İradesi Yok Sayıldı
2025 boyunca CHP'ye yönelik baskılar devam etti. Seçilmiş belediye başkanları sürekli soruşturma tehdidi altında tutuldu, kayyum tartışmaları hiç gündemden düşmedi. Seçmenin sandıkta ortaya koyduğu irade, siyasi meşruiyet tartışmalarının konusu haline getirildi. Seçimle gelmiş onlarca belediye başkanı tutuklandı.
Bir yandan “terörsüz Türkiye” söylemi öne çıkarılırken, diğer yandan Kürt siyaset alanı daraltıldı. Bu durum, barış söylemi ile uygulama arasındaki çelişkiyi daha görünür hale getirdi.
Terör Söylemi ve Toplumsal Hafıza
Yıl içinde PKK’nın silah bırakma ve kendini feshetme iddiaları “tarihi gelişme” olarak sunuldu. Ancak kamu yayıncılığı yapan kanallarda bebek katili Öcalan’a yönelik kullanılan dil, toplumun geniş kesimlerinde tepki yarattı.
Şehit aileleri ve gaziler başta olmak üzere birçok kesim, devletin kullandığı dilin toplumsal hafızayı ve acıları gözetmediğini dile getirdi. Barış tartışmaları, adalet ve yüzleşme boyutu eksik kaldığı için güven üretmedi.
Bahis Skandalları: Sporun Çürümesi
2025, spor dünyasında illegal bahis iddialarıyla anıldı. Yüzlerce hakem, futbolcu ve kulüp yöneticisinin yasa dışı bahis ağlarıyla bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Milyarlarca liralık para trafiğinin kripto hesaplar üzerinden aklandığı belirlendi.
Operasyonlar yapıldı, tutuklamalar gerçekleşti. Ancak bahis çeteleri varlığını sürdürdü. Gençler borç ve bağımlılık sarmalına sürüklenirken, denetim mekanizmalarının yetersizliği bir kez daha gözler önüne serildi.
Kadın Cinayetleri: “Aile Yılı”nın Gerçek Tablosu
2025, “Aile Yılı” ilan edilmesine rağmen kadınlar için en ölümcül yıllardan biri oldu. Kadın cinayetleri ve şüpheli ölümler yıl boyunca arttı. Kadınlar çoğunlukla evlerinde, en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldü.
Koruma kararlarının uygulanmaması, iyi hâl ve tahrik indirimleri cezasızlık algısını güçlendirdi. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin ardından kadınların devlet korumasından yoksun bırakıldığı eleştirileri daha da yaygınlaştı.
Denizli’de yaşanan cinayetler, bu tablonun somut örnekleri arasında yer aldı.
Denizli: Ekonomik Çöküşün İnsani Bedeli
Denizli’de Temmuz ayında yaşanan aile katliamı, ekonomik krizin toplumsal etkisini çarpıcı biçimde ortaya koydu. Çevik kuvvet polisi Coşkun Söylemez, ağır borç yükü altında, uyuyan eşi ve iki çocuğunu beylik tabancasıyla öldürdükten sonra intihar etti.
Bu olay, bireysel bir cinnet olarak değil; ekonomik baskı, borçlanma ve psikolojik yıpranmanın sonucu olarak değerlendirildi. 2025 boyunca polis intiharlarında da ciddi artış yaşandı.
2025 Yılı Denizli'de intiharların yılı oldu, hergün 4-5 vatandaşımız intihar ederken, AKP'liler yine başını kuma gömdü. İntiharlar sadece sayılardan ibaret kaldı.
Bebekler ve Sağlık Sistemindeki Çürüme
Yenidoğan çetesi skandalı, sağlık sistemindeki denetimsizliği açığa çıkardı. Bazı sağlık çalışanlarının bebekleri gereksiz şekilde yoğun bakıma alarak SGK üzerinden haksız kazanç sağladığı, bu süreçte çok sayıda bebeğin hayatını kaybettiği iddiaları gündeme geldi.
Bebek ölümleri rakamlara yansıdı, ancak kamuoyunda sorumluların tamamının hesap verip vermediği sorusu yanıtsız kaldı.
Zeytinlikler, Toprak Gaspı ve Kırsalın Tasfiyesi
2025, toprağın da sahipsiz bırakıldığı bir yıl oldu. Zeytinlikler, tarım arazileri ve meralar “kamu yararı” ve “enerji ihtiyacı” gerekçeleriyle sermayeye açıldı. Acele kamulaştırmalarla köylüler doğdukları topraklardan koparıldı.
Zeytin Yasası fiilen işlevsiz hale getirildi.
Kırsal alanlar rant haritasına dönüştürüldü.
Bu süreç, kalkınma politikası değil; yasa eliyle yapılan bir toprak gaspı olarak eleştirildi.
Orman Yangınları: Kül Olan Doğa, Hesap Sorulmayan İhmaller
2025 yazı, orman yangınlarıyla geçti. Binlerce hektar orman alanı yandı, yaban hayatı yok oldu, köyler ve tarım alanları zarar gördü.
Her yangından sonra “kontrol altına alındı” açıklamaları yapıldı. Ancak önleyici tedbirler alınmadı, sorumlular net biçimde ortaya konmadı. Yanan alanların geleceği konusunda şeffaf bilgi paylaşılmadı.
Bu yangınlar kader olarak değil, ihmal ve denetimsizlik sonucu değerlendirildi.
Afetler ve İhmal: Kartalkaya Yangını
Ocak 2025’te Kartalkaya Grand Kartal Otel’de çıkan yangında 78 kişi hayatını kaybetti. Yangın güvenliği önlemlerinin yetersizliği ve denetim eksikliği facianın boyutunu büyüttü.
Başlatılan incelemeler kamuoyunda “sorumlular gerçekten yargılanacak mı?” sorusunu gündemde tuttu.
Orman Yangınları: Kül Edilen Doğa, Hesap Vermeyen Sorumlular
2025 yazı, orman yangınlarıyla geçti.
Binlerce hektar orman alanı kül oldu.
Yaban hayatı yok edildi.
Köyler, tarlalar, yaşam alanları ateşe teslim edildi.
Her yangından sonra aynı cümleler kuruldu:
“Kontrol altına alındı.”
“Sebebi araştırılıyor.”
Ekonomi: Umutsuzluğun Yayılması
2025 boyunca enflasyon ve hayat pahalılığı halkın temel gündemi oldu. Resmi verilerle sokaktaki gerçeklik arasındaki fark büyüdü. Gençler yurt dışını konuştu, emekliler geçinemez hale geldi, intihar vakaları arttı.
Ekranlarda başarı hikâyeleri anlatılırken, toplumun geniş kesimleri hayatla mücadele etti.
Sonuç
2025 sıradan bir yıl olmadı.
Bir utanç defteri olarak kayda geçti.
Masumlar cezaevinde kaldı.
Kadınlar korunamadı.
Çocuklar ve bebekler ihmal edildi.
Toprak ve orman savunmasız bırakıldı.
Seçilmiş irade tartışmalı hale getirildi.
Ve hiçbir şey kendiliğinden düzelmedi.
Hatırlamak gerekiyor.
Unutturmamak gerekiyor.
Çünkü bu ülkede susmak,
olan biteni kabullenmek demektir.
Neleri Unutmuyoruz?
Rakamlar makyajlandı.
Gençler intiharı konuştu.
Emekliler çöpten geçindi.
Çalışanlar borçla nefes aldı.
Ama ekranlarda hep aynı masal:
“Büyüyoruz.”
2025, bu ülkenin utanç albümüne eklendi.
Bu düzen;
adalet üretmiyor,
güven vermiyor,
hayat korumuyor.
Bu bir çağrı değil.
Bu bir hatırlatma.
Adalet yoksa huzur olmaz.
Hukuk yoksa gelecek kurulmaz.
Bu karanlık kendiliğinden dağılmaz.
Unutma.
Unutturma.
Çünkü susmak,
bu enkazın ortağı olmaktır.
2026’ya girerken tek soru şu:
Bu defter kapanacak mı,
yoksa kalınlaşarak mı devam edecek?
Ancak, enseyi karartmıyoruz,
Hep birlikte el ele direnmeye devam ediyoruz...
Eninde sonunda o sandık, bu halkın önüne gelecek!..
Belki de, 2026 umudun yılı olacak.
Tüm ülkemize mutlu yıllar diliyorum. 2025'in götürdüklerini, 2026'nın geri getirmesini diliyorum.
Ahmed Arif ne demişti, Anadolu şiirinde
Gör, nasıl yeniden yaratılırım, Namuslu, genç ellerinle. Kızlarım, Oğullarım var gelecekte, Herbiri vazgeçilmez cihan parçası. Kaç bin yıllık hasretimin koncası, Gözlerinden, Gözlerinden öperim, Bir umudum sende, Anlıyor musun ?Umudumuzu yitirmiyoruz...




