Bir ülke düşünün…
İl binaları polis ablukası altında, sokakları barikatla kesilmiş.
Bir ülke düşünün…
Gazetecileri, belediye başkanları, avukatları zindanlarda; ama hırsızları, tecavüzcüleri, soyguncuları ellerini kollarını sallayarak dışarıda.
Ve bir ülke düşünün ki, 22 yıllık iktidarın gölgesi altında, nefesi kesilmiş.
İşte burası Türkiye!
Karanlığın ağır bastığı, milletin sabrının taştığı günlerdeyiz!..
İstanbul’da Utanç Manzarası
Dün gece İstanbul’un göbeğinde bir tabloya şahit olduk ki, demokrasiden eser kalmadığını bir kez daha gösterdi. CHP İstanbul İl Başkanlığı binası polis ablukası altına alındı. Sözde demokrasiyle yönetilen bir ülkede, muhalefetin kapısına devletin kolluk kuvvetleri yığıldı. İl binasının önünü polis barikatları sardı. O bina sadece CHP’nin değil, halkın iradesinin evi. O irade, devlet eliyle kuşatma altında!
Gürsel Tekin Krizi
Bütün bu hengâmenin ortasında Gürsel Tekin çıktı ve “Bir kişi de kalsam görevimin başında olacağım” dedi. Bugün saat 12.00’de İstanbul İl Binası’nda olacağını açıkladı. Ama unutulan bir gerçek vardı: O koltuk artık boş değil. O koltuk, kongreyle, halkın iradesiyle çoktan doldu. Genel Başkan Özgür Özel de bu noktayı tokat gibi koydu:
“O koltuk dolu, bizim İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik’tir.”
Bu çıkış, CHP içindeki dengeleri netleştirdi. Tekin’in kişisel ısrarı, CHP’nin iradesiyle çelişti. Ama mesele sadece bir isim tartışması değil. Asıl mesele, iktidarın bütün bu tartışmaları fırsata çevirerek CHP’yi ve muhalefeti abluka altına almak istemesi.
Özgür Çelik’in Çığlığı
İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik günlerdir aynı gerçeği haykırıyor:
“CHP abluka altında!”
Evet, doğru. Dün gece polis ablukasıyla gördük ki, CHP’nin binaları nasıl kuşatılıyorsa, aslında bütün Türkiye aynı ablukada. Bu sadece bir partinin değil, bir milletin üzerine çöken karanlıktır.
Adaletin Çürüyen Terazisi
Ve bu tabloda en ağır yara, adalet terazisinde. İçeride haksız hukuksuz yere zindanlarda yatan belediye başkanları var. Gazeteciler, sadece bir haber yazdığı için çürütülüyor. Avukatlar, hak aradığı için hücreye atılıyor.
Ama öte tarafta? Hırsızlar, yolsuzlukla semirenler, tacizciler, tecavüzcüler, mafya bozuntuları, eli kanlı teröristler ellerini kollarını sallayarak dışarıda. Bu mudur sizin adalet anlayışınız? Bu mudur hukuk devleti? Doğruyu zincire vuran, suçu serbest bırakan bu çarpık düzenin çökmesi artık kaçınılmazdır.
Yeni Eğitim Yılı, Eski Enkaz
Bugün yeni eğitim-öğretim yılı başladı. Normalde çocukların heyecanı, velilerin gururu, öğretmenlerin coşkusu olması gereken gün, bu ülkede adeta bir sefalet günü. Veliler son kuruşunu deftere, kaleme yatırmak için kredi kartına sarıldı. Çocuklarının sırtına eksiksiz çanta koymak için borca battı.
Öğretmenler? Atanamayan yüz binler hâlâ işsiz. Atananlar ise açlık sınırının altında maaşla direnirken, sınıflarda kalabalığın ve çaresizliğin içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Müfredat ideolojik çorba haline getirildi, kantin fiyatları ateş pahası. Çocuklar eğitime değil, adaletsizliğe başlıyor.
Ekonomik Abluka
Üstüne bir de milletin belini kıran ekonomi… Elektrik, doğal gaz, akaryakıt, ekmek, kira… Hepsine zam yağmuru yağıyor. Ay sonunu getiremeyen milyonlar, mutfakta tüpünü dolduramayan anneler, ev kirasını ödeyemeyen babalar… Millet nefes alamıyor.
Buruk Bir Sevinç: Filenin Sultanları
Bir tek voleybolcularımız vardı, sahada milletin yüzünü güldüren. Onlar da finalde kaybetti, dünya ikincisi oldular. Elbette bu büyük bir gurur, ama geriye buruk bir sevinç kaldı. Koca ülkenin tek tesellisi sahada ter döken sporcuların mücadelesi olmuşsa, siyaset çoktan iflas etmiş demektir.
22 Yıllık Enkaz
AKP’nin 22 yıllık iktidarı, bu ülkenin ciğerini söktü. Demokrasi diye tuttular, polis ablukasını koydular. Refah diye tuttular, yoksulluğu koydular. Eğitim diye tuttular, enkazı koydular. Adalet diye tuttular, zulmü koydular. Halkın iradesini zincirlediler, gençliğin geleceğini ipotek altına aldılar.
Ama unutmasınlar:
Her ablukada bir delik vardır,
her zincirin bir zayıf halkası vardır.
Ve millet, o halkayı kırmaya hazırdır.
Bugün milletin sesini susturanlar bilsin:
Yarın o ses, dalga dalga büyüyüp Saray’ın kapılarını titretecek!
Çünkü bu halk artık susmayacak, bu halk artık korkmayacak.
Ve bilin ki…
Milletin yumruğu, sizin kurduğunuz zulüm duvarını paramparça edecek!
İKİ ÖZGÜR HALKIN UMUDU OLDU...
İki Özgür bu ülkenin umudu oldu. Özgür Özel… Göreve geldiği günden bu yana adeta durmaksızın koştu, yorulmak nedir bilmedi. Mitingden mitinge, halkın umudunu diri tutmak için canla başla çalıştı, hiç kimseyi yarı yolda bırakmadı. Her adımıyla bir nefes, bir umut verdi; ama karşısında AKP’nin balyozu her seferinde daha gür ve daha ağır vurdu. Tüm bu baskılara, kuşatmalara ve engellere rağmen, Özel’in azmi ve kararlılığı, muhalefetin ve milletin yılmaz sesi olarak Türkiye’nin karanlık günlerinde ışık olmaya devam etti.Miting meydanlarında gençlerin kullandığı çok güzel bir slogan var:"Özgürüz, ekremiz, çeliğiz, geleceğiz!"Ne güzel bir umut değil mi?Gençlik diyorsa yapar!..



