Son günlerde artan toplumsal şiddet aile içi şiddet ve boşanmalar..Neler oluyor bizim insanımıza diye düşünmeden edemiyorum..Her zaman yazılarımda ve çalışmalarımda ailelerimizin son zamanlarda yaşadığı problemlerin çözümünü eğer çözemiyorsak mutlaka bir bilene sorarak bulmalıyız..
Eskiden ailede bir problem varsa, eşin dostun büyüklerin araya girmesiyle konuşulur uzlaşma yoluna giderek çözüm bulunurdu..
Son yıllarda insanımız ailelerimiz çok yalnızlaştırıldı.Sorunlarını çözemez duruma geldi..Sorunların birikimi neticesinde öfke patlamaları ve şiddet ortaya çıktı.
Konum her zaman olduğu gibi aile ve evlilikler...
Bundan 20-30 sene evvel anne-babalarımızın, ninelerimizin, dedelerimizin evlilikleri nasıl bir ömür sürüyordu ?
Şimdiki evlilikler ne oluyor da birkaç yılda çatırdamaya başlıyor
Öncelikle evliliklerin içinde bulunduğu durumu analiz etmek gerekir.
İlk etapta en çok dikkatimi çeken eşler arasındaki rol karmaşası.
Yaşadığımız dönemde artık kadın ve erkek rolleri birbirine karışmış durumda ve bu sebeple de çiftlerin de kafası karışık.
Genlerimizden gelen,geleneklerimizden gelen ve yazılı olan kadın erkek rolü apayrı, yaşantımızın yarattığı yeni düzen apayrı.
Bu ikisinin birbiriyle taban tabana zıt olması ise işte bu karmaşayı doğuruyor.
Kadınlar maddi kazanç sahibi olmaya başladıklarından beri mevcut rollerine bir de iş kadınlığı eklendi.
Dolayısıyla diğer rolleri olan anne ve eş olma zamanından enerjisinden iş kadınlığına, sosyalleşmeye aktarmaktadırlar.
Buna keza kadının çalışması sebebiyle eksik kalan noktaları erkek kapatmaya çalışmakta, Önceden kadına ait olan rolleri de sahiplenmektedir.
Bu durum elbette roller arasındaki kesin çizgileri yok etmekte ve çiftlerin alanlarının sınırlarının daha flu olmasına sebep olmaktadır.
Erkeğin eksikleri kapamaması durumunda ise kadın üzerindeki yoğun baskı ve iş yükü sebebiyle tükenmişlik yaşayabilir. Kronik yorgunluk ve depresyona yatkınlık artar.
Kendine daha az vakit ayırmakla başlar ve iş ile ev arasına sıkışıp kalmışlık duygusuyla devam eder.
Bir de kadınların artık maddi ve sosyal anlamda daha geniş imkanlara sahip olması yaşanan olumsuzluklara karşı dayanma sınırlarını daraltmıştır.
Tolerans düzeyleri eskiye oranlara düşmüş görünmektedir.
Kadının sosyal hayattaki yerinin ve yaşantısının değişmesi sonucu eşlerinden beklentileri de değişikliğe uğramıştır.
Eskiden bir kadının eşinden beklentisi yalnızca evine ve çocuklarına bakması, ihtiyaçlarını karşılaması iken şimdi duygusal ve sosyal beklentiler de işin içine katılmıştır.
Boşanmalarda görünen sebep çoğunlukla maddiyat ve şiddetli geçimsizlik olarak aktarılsa da bize ulaşan vakalarda yoğun olarak gözlemlediğim kadınların ilgisizlikten yakınmalarıdır.
Artık erkeğin eve ekmek getirmesi kadınlara yetmemekte, Bunun yanında insani ihtiyaç olan güler yüz, ilgi, iletişim ve paylaşım da beklemektedirler.
Kadınların yaşantısı, üretime katılmalarıyla birlikte bunca değişime uğrarken erkeklerin yaşantısında fazla değişiklik olmaması ise bu konuda erkekleri şaşırtmaktadır.
Beklentileri anlamlandıramayıp, iyi niyetle bunları karşılamaya çalışsalar da bu girişimler genellikle eski alışkanlıklar sebebiyle hüsranla sonuçlanmaktadır.
Gözlemlediğim vakalarda kadınların ilgi ve sevgi isteklerine eşlerinden gelen cevap “Seni sevmesem yanında kalmazdım. Bunları biliyorsun neden söyleyeyim gibi olmaktadır...
Bu durum tamamen anlamlandıramamaktan kaynaklanır. Erkek sunduğunun kadına yetmemesini çözümleyemez ve eskiden böyle değildi neden şimdi böyle şeyler bekliyor sorularıyla boğuşur.
Bir diğer etken insanların iletişim kurmak için kullandığı aletlerin artmış olmasıdır.
Bu da maalesef daha fazla seçeneğe sebep olmakta ve aldatılma etkenini artırmaktadır
İnternet, telefon, daha çeşitli bir sosyal yaşam sayesinde insanlar kolayca tanışmakta ve seçeneklerin çokluğu karşısında yanlış yollara sapabilmektedir.
Özellikle internet hakkında çok sayıda örnek teşkil edecek hikaye dinliyorum.
Kolay ulaşılabilirlik ve uyaran fazlalığı dürtüleri harekete geçirebilmektedir.
Bu genellemelerin yanına kişisel sorunlardan kaynaklanan problemler de eklenebilir ve liste uzatılabilir.
Örneğin yetiştirilme şekillerinin farklılığından kaynaklanan anlaşmazlıklar,
bireylerden birinde var olan veya sonradan gelişen ruhsal bir rahatsızlık
bireylerden birinde gelişen kronik depresyon,
kişilik bozuklukları, maddi olarak bir sarsıntı geçirilmesi,
aileler arasında yaşanacak bir çatışma,
çocuk yetiştirmeyle ilgili aykırılıklar,
taraflar arasındaki sevgi bağının kopması,
taraflardan birinin yaşam şeklinin zamanla farklılaşması,
beğenilerin zamanla farklılaşması, erkeklerde andropoza bağlı değişimler, kadınlarda menopoz sonrası yaşanan değişimler gibi…
Bu örnekler çoğaltılabilir.
Sevgili eşler,
sonuç olarak sizler birbirinize rakip değilsiniz. Siz iyi günde kötü günde hastalıkta ve sağlıkta birbirinizin yanında olacak hayat arkadaşısınız.. Olur ya boşanırsınız..
Eğer ortak çocuğunuz varsa, çocuğunuz yaşadığı sürece en yakın akrabasınız. Ve uygun şartlar oluşturarak evlatlarınızla ilgili kararlar almakta beraber hareket etmek durumundasınız...
Yani eski eşiniz sizin düşmanınız değildir!
Sevgi saygı hoşgörü ve vefa duygularımızı unutmadan yaşamanız dileğiyle... Sevgilerimi sunuyorum
Eskiden ailede bir problem varsa, eşin dostun büyüklerin araya girmesiyle konuşulur uzlaşma yoluna giderek çözüm bulunurdu..
Son yıllarda insanımız ailelerimiz çok yalnızlaştırıldı.Sorunlarını çözemez duruma geldi..Sorunların birikimi neticesinde öfke patlamaları ve şiddet ortaya çıktı.
Konum her zaman olduğu gibi aile ve evlilikler...
Bundan 20-30 sene evvel anne-babalarımızın, ninelerimizin, dedelerimizin evlilikleri nasıl bir ömür sürüyordu ?
Şimdiki evlilikler ne oluyor da birkaç yılda çatırdamaya başlıyor
Öncelikle evliliklerin içinde bulunduğu durumu analiz etmek gerekir.
İlk etapta en çok dikkatimi çeken eşler arasındaki rol karmaşası.
Yaşadığımız dönemde artık kadın ve erkek rolleri birbirine karışmış durumda ve bu sebeple de çiftlerin de kafası karışık.
Genlerimizden gelen,geleneklerimizden gelen ve yazılı olan kadın erkek rolü apayrı, yaşantımızın yarattığı yeni düzen apayrı.
Bu ikisinin birbiriyle taban tabana zıt olması ise işte bu karmaşayı doğuruyor.
Kadınlar maddi kazanç sahibi olmaya başladıklarından beri mevcut rollerine bir de iş kadınlığı eklendi.
Dolayısıyla diğer rolleri olan anne ve eş olma zamanından enerjisinden iş kadınlığına, sosyalleşmeye aktarmaktadırlar.
Buna keza kadının çalışması sebebiyle eksik kalan noktaları erkek kapatmaya çalışmakta, Önceden kadına ait olan rolleri de sahiplenmektedir.
Bu durum elbette roller arasındaki kesin çizgileri yok etmekte ve çiftlerin alanlarının sınırlarının daha flu olmasına sebep olmaktadır.
Erkeğin eksikleri kapamaması durumunda ise kadın üzerindeki yoğun baskı ve iş yükü sebebiyle tükenmişlik yaşayabilir. Kronik yorgunluk ve depresyona yatkınlık artar.
Kendine daha az vakit ayırmakla başlar ve iş ile ev arasına sıkışıp kalmışlık duygusuyla devam eder.
Bir de kadınların artık maddi ve sosyal anlamda daha geniş imkanlara sahip olması yaşanan olumsuzluklara karşı dayanma sınırlarını daraltmıştır.
Tolerans düzeyleri eskiye oranlara düşmüş görünmektedir.
Kadının sosyal hayattaki yerinin ve yaşantısının değişmesi sonucu eşlerinden beklentileri de değişikliğe uğramıştır.
Eskiden bir kadının eşinden beklentisi yalnızca evine ve çocuklarına bakması, ihtiyaçlarını karşılaması iken şimdi duygusal ve sosyal beklentiler de işin içine katılmıştır.
Boşanmalarda görünen sebep çoğunlukla maddiyat ve şiddetli geçimsizlik olarak aktarılsa da bize ulaşan vakalarda yoğun olarak gözlemlediğim kadınların ilgisizlikten yakınmalarıdır.
Artık erkeğin eve ekmek getirmesi kadınlara yetmemekte, Bunun yanında insani ihtiyaç olan güler yüz, ilgi, iletişim ve paylaşım da beklemektedirler.
Kadınların yaşantısı, üretime katılmalarıyla birlikte bunca değişime uğrarken erkeklerin yaşantısında fazla değişiklik olmaması ise bu konuda erkekleri şaşırtmaktadır.
Beklentileri anlamlandıramayıp, iyi niyetle bunları karşılamaya çalışsalar da bu girişimler genellikle eski alışkanlıklar sebebiyle hüsranla sonuçlanmaktadır.
Gözlemlediğim vakalarda kadınların ilgi ve sevgi isteklerine eşlerinden gelen cevap “Seni sevmesem yanında kalmazdım. Bunları biliyorsun neden söyleyeyim gibi olmaktadır...
Bu durum tamamen anlamlandıramamaktan kaynaklanır. Erkek sunduğunun kadına yetmemesini çözümleyemez ve eskiden böyle değildi neden şimdi böyle şeyler bekliyor sorularıyla boğuşur.
Bir diğer etken insanların iletişim kurmak için kullandığı aletlerin artmış olmasıdır.
Bu da maalesef daha fazla seçeneğe sebep olmakta ve aldatılma etkenini artırmaktadır
İnternet, telefon, daha çeşitli bir sosyal yaşam sayesinde insanlar kolayca tanışmakta ve seçeneklerin çokluğu karşısında yanlış yollara sapabilmektedir.
Özellikle internet hakkında çok sayıda örnek teşkil edecek hikaye dinliyorum.
Kolay ulaşılabilirlik ve uyaran fazlalığı dürtüleri harekete geçirebilmektedir.
Bu genellemelerin yanına kişisel sorunlardan kaynaklanan problemler de eklenebilir ve liste uzatılabilir.
Örneğin yetiştirilme şekillerinin farklılığından kaynaklanan anlaşmazlıklar,
bireylerden birinde var olan veya sonradan gelişen ruhsal bir rahatsızlık
bireylerden birinde gelişen kronik depresyon,
kişilik bozuklukları, maddi olarak bir sarsıntı geçirilmesi,
aileler arasında yaşanacak bir çatışma,
çocuk yetiştirmeyle ilgili aykırılıklar,
taraflar arasındaki sevgi bağının kopması,
taraflardan birinin yaşam şeklinin zamanla farklılaşması,
beğenilerin zamanla farklılaşması, erkeklerde andropoza bağlı değişimler, kadınlarda menopoz sonrası yaşanan değişimler gibi…
Bu örnekler çoğaltılabilir.
Sevgili eşler,
sonuç olarak sizler birbirinize rakip değilsiniz. Siz iyi günde kötü günde hastalıkta ve sağlıkta birbirinizin yanında olacak hayat arkadaşısınız.. Olur ya boşanırsınız..
Eğer ortak çocuğunuz varsa, çocuğunuz yaşadığı sürece en yakın akrabasınız. Ve uygun şartlar oluşturarak evlatlarınızla ilgili kararlar almakta beraber hareket etmek durumundasınız...
Yani eski eşiniz sizin düşmanınız değildir!
Sevgi saygı hoşgörü ve vefa duygularımızı unutmadan yaşamanız dileğiyle... Sevgilerimi sunuyorum




