Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde staj adı altında çalıştırılan kız çocuklarının sistematik biçimde istismar edildiği iddiaları, MESEM düzeninin nasıl bir karanlık yarattığını bir kez daha gözler önüne serdi. Taciz, tehdit, örtbas ve hamilelikle sonuçlanan iddialar “milletin evi” denilen yerde çocukların nasıl sahipsiz bırakıldığını ortaya koyuyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi…
Bir durun.
Yavaşlayın.
Bu ismi aceleyle geçmeyin.
“Büyük” diyorlar.
“Milletin evi” diyorlar.
Yasaların doğduğu, ahlak nutuklarının atıldığı, kürsülerden “aile kutsaldır”, “çocuklar geleceğimizdir” diye bağırılan yer orası.
Peki o büyük binanın kalbinde, buharlı mutfağında, yağ kokan arka koridorlarında ne oluyor biliyor musunuz?
Çocuklar avlanıyor.
Sessizce.
Sistematik biçimde.
Yıllardır.
MESEM dedikleri o süslü yalanla…
“Mesleki eğitim” diye pazarladıkları, gerçekte ucuz çocuk işçiliği düzeniyle 16–17 yaşındaki kız çocuklarını okuldan koparıyorlar.
Sabahın köründe getiriyorlar.
Bulaşık yıkatıyorlar.
Tabak taşıtıyorlar.
İnsan onurunu ezerek, üç kuruşa sömürüyorlar.
Ve sonra sahneye kim çıkıyor biliyor musunuz?
Kravatlılar.
Rozetliler.
Maaşlı, sigortalı “devlet memurları”.
O kirli cümle orada kuruluyor:
“Bu benim… Şu senin.”
Evet, yanlış okumadınız.
Çocuklar paylaşılıyor.
Şimdi dinleyin.
Bir çocuğun hikâyesini değil, bu ülkenin çürümüşlüğünü dinleyeceksiniz.
Eylül 2025.
17 yaşında bir kız çocuğu, Meclis Lokantası’nda staja başlıyor.
“Güvenli yer” diye emanet edilmiş.
30 yaşında, evli bir aşçı yaklaşıyor.
Ve o mide bulandıran cümleyi kuruyor:
“Çok güzel kokuyorsun, seni koklamak istiyorum.”
Bir daha içinizden tekrar edin:
Koklamak istiyorum.
Sonra eller uzanıyor.
Bedenine değiliyor.
Ardından klasik:
“Yarın bir şeyler içmeye gidelim mi?”
Çocuk korkuyla, ağlayarak müdüre gidiyor.
Ve devletin ağzından şu cümle dökülüyor:
“Kimseye söylemeyeceksin. Annen-baban bile duymayacak.”
Bu bir uyarı değil.
Bu bir tehdit.
Bu bir örtbas emri.
Herkes biliyor.
Aşçılar biliyor.
Personel biliyor.
Koridorlar biliyor.
Ama susuluyor.
Çocuk 1,5 ay dayanabiliyor.
Geceleri kâbuslarla uyanıyor.
Titriyor.
Sonunda ailesi dilekçe veriyor, beş günlük parasını bile almadan çekip alıyorlar kızlarını.
Kaçırır gibi.
Kurtarır gibi.
Ve şimdi asıl dehşet…
Yeni iddia:
Şubat ayında staj yapan kız çocuğu…
Bu istismar sonucu hamile kalıyor.
17 yaşında.
Meclis’in göbeğinde.
Karın ağrısıyla doktora gidiyor.
Doktor fark ediyor.
18 yaş altı olduğu için adli bildirim yapılıyor.
Hamilelik sonlandırılıyor.
Sonlandırılıyor…
Peki ya travma?
O beden?
O ruh?
Kaç çocuk daha var böyle?
Kaçı susturuldu?
Kaçı tehdit edildi?
Kaçı kirletildi?
Dört aşçı gözaltı.
Bir görevli tutuklama.
Sanki mesele birkaç “sapık”mış gibi!
Hayır.
Bu sistem.
Bu, AKP’nin kurduğu düzen.
Ucuz çocuk işçiliğiyle dönen ekonomi.
MESEM’le dolan kasalar.
Denetimsizlikle büyüyen karanlık.
Fabrikalarda çocuklar ölüyor.
Kolları kopuyor.
Meclis’te bedenleri kirletiliyor.
Ve siz bakıyorsunuz.
Hatırlayın.
2018’i hatırlayın.
Meclis ana binasında bir stajyer kız çocuğu tacize uğramıştı.
CHP araştırma önergesi verdi.
“Derhal araştırılsın” dedi.
AKP ve MHP ne yaptı?
Oylarıyla reddetti.
“Gerek yok” dediniz.
Eğer o gün kabul etseydiniz…
Eğer denetim yapsaydınız…
Eğer bu çocuk işçiliği düzenini bitirseydiniz…
Bugün bu çocuklar istismara uğrar,
Hamile bırakılır mıydı?
Ben yazdıklarımdan utanıyorum,
Sizler hiç bir şeyden utanmadınız! Utanmadığınızı da zaten itiraf ettiniz!..
Suçlusunuz.
Bugün CHP’li Semra Dinçer yine önerge verdi.
Her yönüyle araştırılsın diye.
MESEM kaldırılsın diye.
Soruyorum:
Bunu da mı gömeceksiniz?
Aile Bakanlığı “takip ediyoruz” diyor.
Neredeydiniz bugüne kadar?
Tarikat yurtlarında çocuklar tacize uğrarken,
Fabrikalarda çocuklar ezilirken, üç kuruşa köle gibi çalıştırılırken neredeydiniz?
Bu sizin eseriniz AKP.
Cezasızlığın, suskunluğun, kirliliğin eseri.
Yerin dibine girin!
Yedi kat yerin dibine!
O lokantadaki her canavar sizin düzeninizden çıktı.
Her örtbas sizin oylarınızla yapıldı.
Yeni önergeyi kabul edin.
Faillere en ağır cezaları verin...
Yoksa tarih sizi tek cümleyle yazacak:
“Çocuk istismarını koruyanlar.”
Bu utanç sizin.
Temizleyin.
Yoksa bu utanç sizi boğacak.
Artık susma zamanı değil.
Artık “izliyoruz” deme zamanı hiç değil.
Bu çürümüşlüğe dur deme zamanı geldi.
Tüm sivil toplum örgütleri, tüm siyasi partiler, kadınlar, anneler, babalar ayağa kalkmalı.
Bu iğrençliğe karşı toplumun tamamı ses yükseltmeli.
Çünkü susulan her gün, yeni bir çocuğun karanlığa itilmesi demek...
Ulu önder Atatürk'ün "Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz." dediği çocuklarımızın geleceğini kararttınız. Geleceğimizin güllerini soldurdunuz!..
Artık yeter!
Çocuklara dokunan bu karanlığa susmak da suçtur; bugün ses çıkarmayan herkes yarın bu utancın ortağıdır.




