Çal Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü tarafından yürütülen "Dokuma Kültürü Belgeleme Projesi" kapsamında Çal'ın tüm mahallelerini tek tek gezerek yerel dokuma kültürünü belgelendi.
Çalışmalar kapsamında, Dağmarmara Mahallesi'nde yapılan özgün dokuma türünde mahalle sakinleri, mısır koçanlarının dış kabuklarının (kapçık) el işçiliğiyle oluşturuyor. Mahalle sakinleri tarafından tarlalardan toplanan mısır koçanlarını topladıktan sonra önce suda ıslatıyor ardından kurulu olan el tezgahlarında örülüp kurutuluyor. Kurutulan mısır koçanları özenle dış kabuklarından ayrılıp el işçiliği ile örülüyor.
Ortaya çıkan hasır dokuma ürünleri geçmişte ev zeminlerinde, duvar süslerinde ve eşyaların kaplamasında kullanıyordu.
Çal Halk Eğitim Merkezi’nin yürüttüğü “Dokuma Kültürü Belgeleme Projesi”, ilçenin her bir mahallesinde kapı kapı dolaşıp eskilerin sandık kokan hafızasını toplarken, Dağmarmara’da bambaşka bir dünya ile karşılaştı. Kökü çok eskilere dayanan, ama bugüne kadar ne bir kitapta, ne bir müzede, ne de bir akademik çalışmada izi sürülmüş bir teknik ortaya çıktı.

Mısırın Gövdesinden Sofralara, Evin Zemininden Zamana
Dağmarmara kadınlarının anlattığına göre bu işin sırrı sabır.
Tarladan toplanan mısır koçanları önce suyla buluşturuluyor; lifler yumuşasın, kapçık öfkesini bıraksın diye. Ardından gölgede kurutulup bekletiliyor. O kadim tezgâhlarda –hani şu gıcırtısı çocukluğa karışanlardan– kapçıklar tek tek ayrılıyor, düzeltiliyor ve ilmek ilmek örülüyor.

Yumuşak, sağlam, nefes alan bir kapçık hasır dokuma…
Eskiden evlerin zemininde yaygı olurdu, duvarlarda süs olurdu, sandıkların dibinde eşya korurdu.
Kısacası yoksulluğun değil, üretmenin, dönüştürmenin, “olanı değerli kılma” sanatının bir tezahürüydü.
Anadolu’da Bir İlk
Eski etnografya kayıtlarını, kırsal kültür araştırmalarını, derlemeleri kurcaladığında mısır kapçığından yapılan böyle bir dokuma tekniğine rastlanmaz.
Karadeniz’de mısır yaprağından örülen sepetler var, İç Anadolu’da buğday sapından işlenen hasırlar var; fakat mısır kapçığının tezgâha girip yaygıya dönüşmesi, bugüne kadar kaydedilmiş bir geleneğin parçası değil.
Bu yüzden Dağmarmara’da bulunan bu teknik, sadece yöresel bir zanaat değil — Anadolu kültür atlasının eksik bir parçası, sessizce beklemiş bir hazine.

Sessiz Ustaların Eseri
Dağmarmara’nın yaşlı kadınları, “Biz bunu hep yapardık ama kimse merak etmezdi” derken gözlerinde hem kırgınlık hem gurur var. Çünkü onlar için bu iş, bir dokuma tekniğinden öte, hayatla kurdukları bağın bir parçası. Kış gecelerinin sesidir, yeni evlenen gençlerin çeyizine düşen berekettir, evin duvarına asılan huzurdur.
Şimdi bu emek, Çal Halk Eğitim Merkezi’nin titiz çalışmasıyla kayıt altına alınıyor; kaybolmaya yüz tutmuş bir zanaat, geleceğe miras bırakılıyor.
Bir Zanaatın Yeniden Doğuşu
Bu keşif, sadece yerel kültür için değil, Türkiye’nin dokuma tarihi için de yeni bir sayfa anlamına geliyor.
Belki yarın tasarımcıların, akademisyenlerin, zanaatkârların yolu Dağmarmara’ya düşecek.
Belki unutulmuş bir el emeği, yeniden hayat bulacak.
Ama bugün, şu an…
Dağmarmara’nın tezgâhlarından çıkan o kapçık hasırların her bir ilmeği, Anadolu’nun unutulmuş bir türküsünü yeniden mırıldanıyor.




