Bazı gerçekler vardır; üstü örtülerek geçiştirilemez. Bazı acılar vardır; görmezden gelindikçe büyür.
Son dönemde Denizli’de yaşanan ve kamuoyuna yansıyan olaylar, bize çok temel bir gerçeği yeniden hatırlatmaktadır: İnsan hayatı sandığımızdan çok daha kırılgandır.
Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Bülent Nuri Çavuşoğlu’nun kamuoyuyla paylaştığı verilere göre, son iki aylık süreçte Denizli’de 40 kişi yaşamına son vermiştir. Bu rakam, bir istatistikten ibaret değildir. Bu sayı; 40 ayrı hayat, 40 ayrı ev, 40 ayrı yarım kalmış hikâye demektir.
Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Bülent Nuri Çavuşoğlu’nun, son aylara ilişkin yaptığı açıklamalar, bu kırılganlığın artık bireysel sınırları aştığını ve toplumsal bir hassasiyet hâline geldiğini açıkça göstermektedir. Bu açıklamalar, yalnızca bir istatistik değil; bu şehirde yaşayan herkes için durup düşünmeyi gerektiren bir tablodur.
Yaşamını kaybeden her insan, geride yalnızca bir acı bırakmaz. Geride cevapsız sorular, fark edilemeyen işaretler ve “keşke”lerle dolu bir boşluk bırakır.
Özellikle genç yaşta kaybedilen hayatlar, hepimize ağır bir sorumluluk yükler. Çünkü bir çocuğun, bir öğrencinin, bir kadının bu noktaya sürüklenmesi; sadece bireysel bir kırılma olarak açıklanamaz. Bu, aynı zamanda toplumun görme, duyma ve sahip çıkma refleksleriyle ilgilidir.
Bir avukat olarak şunu ifade etmek isterim: Hukuk, yaşam hakkını kutsal kabul eder. Ancak yaşam hakkının korunması, yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla mümkün değildir. Yaşam hakkı, insanların birbirini fark etmesiyle, zamanında uzatılan bir el ile, gecikmeyen bir ilgiyle korunur.
Unutulmamalıdır ki; yaşam hakkı yalnızca Anayasa’da yer alan bir ilke değildir. Yaşam hakkı, sessiz kalanları zamanında fark ettiğimiz sürece gerçek anlamını bulur. Çoğu zaman en büyük tehlike, yüksek sesli çığlıklar değildir. Asıl tehlike, kimsenin duymadığı sessizliktir.
Bu yazının amacı bir suçlu aramak değildir. Bu yazının amacı, hepimize düşen payı hatırlatmaktır. Yanımızda oturan genci, aynı apartmanda yaşadığımız komşuyu, her gün göz göze geldiğimiz insanı…
Bazen bir cümleyle, bazen bir duruşla, bazen sadece dinleyerek fark yaratmak mümkündür.
Denizli, güçlü bir şehirdir. Ancak bir şehrin gerçek gücü; ekonomik rakamlarda, binalarda ya da projelerde değil, insan hayatına gösterilen hassasiyette ölçülür.
Bugün yapılması gereken şey; sessiz kalanları fark etmek, yalnızlaşanları görmek ve yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlamaktır. Çünkü bir hayat gittiğinde, geriye sadece acı değil; hepimizin omzunda kalan ağır bir sorumluluk kalır.
Av. Batuhan Besalet Karan




