“Hiç böyle ısınmamıştım;
Daldaki vişneye,
Vitrindeki aydınlığa,
Salça kokusuna mutfağımın,
Akan dereye, uçan buluta,
Hiç böyle ısınmamıştım yaşamaya…”
demiş ya Usta…
Öyle aktarmış “Yaşamak Telaşı”nı,
Kalemiyle bizlere…
Ne derin sözler değil mi dostlar?
Çok şükür, yaşamaya ısınacak
sebeplerimiz var…
*****

Bin yıllardır süre gelen evrende;
Şair'ler,
Söz ustaları,
Kelimelere itinayla sihir üflediler,
Heceleri ince ince işlediler de,
Aşk için neler söylemediler ki...
Aşk!...
Kim bulmuş tarifini ki, ben bulayım...
Aşk, kavuşamamaktır biraz…
Kim vuslata ermiş, ben ereyim...
*****

3 usta Şair'in âşık olduğu kadın,
Tomris UYAR;
Bakın nasıl tarif etmiş Aşk'ı:
"Sevgililik ya da aşk duygusu;
Zamanla yara alabiliyor,
Örselenebiliyor,
Bitebiliyor...
Bitmeyen tek aşk,
Gerçek ve lirik bir
dostluktur..."
Katılmasam da bu Aşk'ın tanımına,
Kim için söylemiş bunu biliyor
musunuz?
"Bana bunu Edip Cansever
öğretti..." dediği,
Her yıl doğum gününde,
Yine kendisine Şiir yazdığı,
Edip Cansever için...
*****

Gün, Edip Cansever dostlar...
93 yıl önce bugün,
8 Ağustos 1928'de,
İstanbul'da doğdu Usta...
*****
"Hafifçe ısırılmış bir elmanın
dilimindeyim,
Elmanın kokusundayım,
Anısındayım, kimbilir kimin?
Anılarda görünür, düşlerde görünmez
insan.
Düşlerde görünen anlamlardır.
Özelliklerdir bir de belli belirsiz…
Ve
İnsansız anı yoktur.
Var mıdır?"
*****

Şiir'lerinde:
Anlatılamayan,
Anlatılamadan kalan şeyleri;
Bulup çıkarmaya,
Anlatmaya çalıştı hep...
Dize yapısına hiç önem vermedi...
Soluklu, uzun Şiir'ler yazdı...
Gereksiz görülen bir sürü çizgi
içinden;
En güzel deseni çıkarıveren,
Bir ressam gibi yöneldi Şiir'sel
güzelliklere...
Şiir'lerinde "otel"
metaforunu sıkça kullandı.
Bu yüzden "Oteller Şairi"
olarak anılır...
En meşhur Şiir'lerinden biri olan
"Sera Oteli" için;
Salah Birsel,
"Bu şiir, CANSEVER'in
portresidir" demiştir...
*****
Bir kişi seçerek;
O'nun üzerinden,
Soyutu ve somutu anlattı sıkça...
"Masa da Masaymış Haa" adlı
Şiir'inde mesela:
Masa ve bu masaya konulan nesneler
üzerinden;
Birçok dünya görüşünü,
Yaşayış biçimini,
Muazzam bir ustalıkla kaleme
almıştır...
Edip Cansever;
İnsanlar ile nesneler arasında,
Büyük bir bağ olduğuna inandı hep...
"Adam yaşama sevinci içinde,
Masaya anahtarlarını koydu.
Bakır kâseye çiçekleri koydu.
Sütünü, yumurtasını koydu.
Pencereden gelen ışığı koydu.
Bisiklet sesini, çıkrık sesini,
Ekmeğin, havanın yumuşaklığını
koydu...
Adam masaya;
Aklında olup bitenleri koydu.
Ne yapmak istiyordu hayatta,
İşte onu koydu.
Kimi seviyordu, kimi sevmiyordu?
Adam masaya onları da koydu...
Üç kere üç dokuz ederdi.
Adam koydu masaya dokuzu.
Pencere yanındaydı, gökyüzü yanında.
Uzandı masaya, sonsuzu koydu...
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür.
Masaya biranın dökülüşünü koydu.
Uykusunu koydu, uyanıklığını koydu.
Tokluğunu, açlığını koydu…
Masa da masaymış ha!
Bana mısın demedi bu kadar yüke,
Bir iki sallandı durdu.
Adam ha babam koyuyordu..."
*****

Bodrum’da tatildeyken beyin kanaması
geçirdi...
Tedavi için getirildiği İstanbul’da,
28 Mayıs 1986'da,
58 yaşında yaşamını yitirdi Usta...
**********
Cemâl Süreya,
Usta Şair'in arkasından şu Şiir'i
yazdı:
"Yeşil ipek gömleğinin yakası,
Büyük zamana düşer.
Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever..."
**********
Rumelihisarı'nda yatıyor şimdi Usta,
Ebedi istirahatgâhında...
Ruhun şad olsun Edip Cansever...
Fazla Şiir'in,
Fazla Şair'i...
Rahmetle, ışıkla...
Anısına
ve muhteşem üretimlerine saygıyla...




