CHP Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, “Kadın
İstihdamı Raporu” nu kamuoyuyla paylaştı.Kadın
istihdamında yaşanan eşitsizlik ve ayrımcılığa dikkat çekilen raporda, sadece
kadınların istihdama katılımının önündeki engellerin kaldırılmasının yeterli
olmadığı, eşitsiz işbölümünün yarattığı sorunların ortadan kaldırılması gerektiği
vurgulandı, kadın istihdamında karşılaşılan sorunlar ve çözüm
önerileri yer aldı.
Kriz
dönemlerinin faturasının kadınlara kesildiğine dikkat çeken CHP Genel Başkan
Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, ekonomik kriz nedeniyle satın alma gücü düşen
vatandaşlar gıdadan sağlığa temel ihtiyaçlarının daha çok ev içinde
karşılanmasına mecbur kalıyor. Bu ne demek, kadınlar ister çalışsın ister işsiz
kalsın evi geçindirmek için eviçinde de erkeklere göre 5 kat daha fazla emek
harcıyor, iş yükü artıyor demek. Krizi yaratanlar kadın emeği üzerinden
faturayı vatandaşa ödetiyor demek” şeklinde konuştu.
İstihdama
katılan kadınların yaşadığı sorunlara değinen Gülizar Biçer Karaca, “11
milyondan fazla kadın ev işleri ve bakım hizmetlerini üstlenmek zorunda
olmaları nedeniyle çalışma hayatına katılamıyor. Devletin sosyal devlet
olmasının gerekliliklerini yerine getirerek ücretsiz kreş-bakımevi-yaşlı ve
engelli bakımını yürüten kurumların artırılmasıkadınlar üzerindeki yükü
azaltarak istihdama katılımı artıracaktır.” dedi.
Raporda
yer alan tespitlerden bazıları şu şekilde;
Hem
AB hem OECD ülkeleri ile karşılaştırıldığında, “Türkiye kadın istihdam oranının en düşük olduğu ülke”durumundadır.
Kadın
istihdamı kentlerde artış göstermekle beraber, kadınların hala önemli bir
kısmı kırsal alanlarda “ücretsiz aile
işçisi” olarak çalışmaktadır.
2017
yılında çalışabilir yaştaki
kadınların yüzde 28,9’u istihdam edilirken, kadınlar arasında işsizlik
oranları da son yıllarda çok hızlı
artarak yüzde 14,1’e ulaşmış durumdadır.
Kadınların
‘kadın işi’ denen mesleklerde yoğunlaştığı görülmekte, özellikle
finans, eğitim ve sağlık hizmetleri eğitimli kadınların yoğunlaştığı
mesleklerin başında gelirken, daha teknik işler olarak görülen imalat,
bilgi iletişim ve kamu yönetimi gibi iş kollarında kadınların varlığı çok
sınırlı kalmaktadır.
11
milyondan fazla kadın ev ve bakım işleri
nedeniyle çalışma hayatına katılamamaktadır. Genç kadınların yüzde 71’i ev
işleri, çocuk, hasta ve yaşlı bakımı nedeniyle iş yaşamından
ayrılmaktadır.
Kadınlar
yine erkeklere göre daha güvencesiz işlerde ve kötü koşullarda
çalışmaktadır. Kadınların yüzde 23,8’i taşeron çalışma, özel istihdam
büroları aracılığıyla çalışma ve ücretli düzensiz istihdam biçimlerinde
yer almakta iken bu oran erkeklerde yüzde 18,95 olarak gerçekleşmiştir.
TÜİK verilerine göre kadın işsizliği Kasım 2017’ye göre 1.3 puan artarak 13.4’ten 2018 Kasım ayında 14.7 olmuştur.15-64 yaş grubu
kadınlarda işsizlik oranı yüzde 13,7’den yüzde 15’e çıkmış, tarım dışı işsizlik
oranı ise yüzde 1 ilk artış göstermiştir.
2018yılında kayıtlı kadın işsiz sayısı kayıtlı erkek işsiz sayısını
aşmıştır. 2018 yılında kayıtlı erkek işsiz sayısı 1 milyon 704 bin iken
kayıtlı kadın işsiz sayısı 1 milyon 805 bine yükseldi. Ocak
2019’da ise kayıtlı kadın işsiz sayısı 1 milyon 932 bine yükselirken, kayıtlı erkek işsiz sayısı
1 milyon 843 bin olarak gerçekleşti.
TÜİK’in
Mart 2019’da açıkladığı 2018 verilerine göre;Kadınların istihdam oranı yüzde 28,9, Erkeklerin istihdam oranı yüzde 65,6; Kadınların
işgücüne katılım oranı yüzde 33,6 Erkeklerin işgücüne katılım oranı yüzde 72,5,Kadınlarda
genç işsizlik oranı yüzde 26,1 iken, erkeklerde genç işsizlik oranı yüzde 17,8
Ev içindeki cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle ev işleri
ve bakım yükü halihazırda kadınların omuzundayken krizle birlikte hane gelirinin
düşmesinin uyguladığı baskıyla bu yük artmaktadır. Dolayısıyla krizlerle
birlikte ücretsiz iş yükü de yeniden belirlenmekte, ücretli işteki
kayıplar cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektedir. Hane gelirindeki
düşüş gıdadan
sağlığa kadar piyasadan karşılanan tüketim ve hizmetlerin
giderek daha fazla ev içinde karşılanmasına neden olmaktadır. Ücretli
çalışma üzerinde artan baskı doğrudan ücretsiz çalışma üzerindeki
baskıyı da artırmakta, bu baskı kriz döneminde katlanmaktadır.
Kadınlar piyasada daha çok kayıtdışı, güvencesiz,
esnek çalışma biçimlerinde yer alır ve düşük ücretlerle çalışmak
durumunda kalıyorken, erkeklerle aynı işi yaptıklarında bile düşük ücret
karşılığında çalışmaya mecbur bırakılmaktadır.
Kriz döneminde kadınların
iş yükü erkeklerin iş yüküne göre 5 kat fazla arttı. Son dönemde
Türkiye’de yaşanan duruma baktığımızda; ilk işten çıkarılanlar
erkekler olmasına rağmen kadınlar, düşen hane halkı gelirini tamamlayabilmek için iş gücüne katıldılar.
Ama aynı zamanda hane içindeki görev ve sorumluluklarını da ne yazık ki paylaşamamışlardır.
Dolayısıyla toplam iş yükü göz önüne
alındığında eşitsiz iş yükü ile karşı karşıya kalanlar kadınlar
olmuştur. Kriz nedeniyle artan işsizlik sonucunda piyasa ve piyasa dışındaki çalışma
zamanındaki artış üzerine yapılan hesaplamalar, kadınların toplam iş yükündeki
artış oranının (yüzde 5), erkeklere (yüzde 1) kıyasla 5 kat daha yüksek
olduğunu göstermiştir.
Ayrıca bu dönemde bir yandan kamudaki dönüşüm
nedeniyle, kamu istihdamı azalmış, aynı zamanda kriz gerekçesiyle de
kamusal hizmetlerde bütçe kısıtı baskısı oluşmuştur. Bunlar aslında bakım
faaliyetlerini içeren hizmetlerdir. Bakım faaliyetleri kamusal bir sorumluluk
olarak görülmeyip hanelere bırakıldığı vakit, bunu kadınlar yüklenmek
zorunda kalmaktadır.
2015 yılı itibariyle Türkiye’de işini en çok kaybetme
riskiyle karşı karşıya olanlar kadınlar, kadınlar arasında da özellikle
sanayide çalışan kadınlardır. Sanayide çalışan 4
kadından biri işsiz kalma riskiyle karşı karşıyadır.
Güvencesiz çalışma kadınlarda çok daha yaygındır. Hele tarımda -ki tarım hâlâ kadın emeği
açısından çok önemli bir
sektör- kadınların neredeyse tamamı, yüzde
94.3’ü güvencesiz çalışmaktadır. Güvencesiz çalıştıklarından
işsizlik riskiyle de çok daha yüksek oranda karşı karşıya kalıyorlar.
Kayıtlı veriler baz alındığında, her şeye rağmen kadın istihdamının artması sorunun asıl
kaynağının görmezden gelinmesine sebep olmamalıdır. Son yılda artan istihdamın
yarısının kayıtdışı, güvencesiz işlerde gerçekleşmiş
olması temel sorunların başında gelmektedir.
İşte eşitlikçi istihdam politikası için
öneriler:
Kadınların iş hayatına katılımını ve
iş hayatında devamlılığının sağlanmasında en önemli engel bakım emeğinin hane
içinde bölüşülmüyor oluşudur. Bu bağlamda; belediyeler ücretsiz kreş ve yaşlı
bakım hizmetlerini arttırmalı, doğum izni gibi kadınlara verilen sosyal hakları
babalara da tanımalı ve bu izinlerin kullanılmasında teşvik edici politikalar
geliştirilmelidir.
Çocuk, engelli ve yaşlı bakımı için
gerekli olan kurumlar geliştirilerek hizmetleri iyileştirilmeli, annelerin iş
yükleri azaltılmalıdır. Analık izni sırasında zorunlu sigorta kaynaklarıyla ödenen ücretlerin
makul düzeye yükseltilmesi hedef alınmalıdır.
Gebeliğe, analığa, emzirmeye ve cinsiyete bağlı işten çıkarmalar
ve doğumdan sonra çalışmaya dönen
kadınlara uygulanan ayrımcılığın yasal ve idari yapılanmalarla önlenmesi
sağlanmalıdır.
İşyerlerinde kreş olanaklarının
yaygınlaştırılması öncelikli politika olmalıdır. İş Kanunu’nun yeniden düzenlenerek,
en az 100 işçi çalıştıran yerlerde devletin de desteğiyle kreş kurma
zorunluluğu uygulanmalıdır.
Kendi hesabına çalışan
girişimci kadınların kredi olanakları genişletilmeli, özellikle kriz
dönemlerinde sağlanan teşvikler artırılmalıdır.
Kamu sektöründe
istihdamda ilkeli kota uygulamasına geçilerek,özel sektöre yönelik
kadın istihdamını artırmaya yönelik özendirici
düzenlemeler yapılmalıdır.
Kadınların mesleki eğitim olanaklarını
geliştirecek, Çok Amaçlı Toplum Merkezi (ÇATOM) ve benzeri
kuruluşlar yaygınlaştırılmalıdır. Zorunlu ilköğretimden çeşitli
nedenlerle ayrılmış kız çocuklarının ve kadınların eğitimlerini
tamamlamaları için halk eğitim merkezleri yaygınlaştırılarak her yaşta
kadının eğitime devam edebilmesi, çağın gereklerine uygun, nitelikli mesleki
beceriler kazanması sağlanmalıdır.
Kadın - erkek eşitliğini
sağlam temeller üzerinde kurabilmek için fırsat önceliği
cinsiyetler arası eşitliğin ayrılmaz bir parçası
olarak kabul edilerek, pozitif ayrımcılıkla yaklaşılmalıdır.
Kadının ekonomik bağımsızlığını
kazanabilmesi için AB ile uyumlu Ulusal İstihdam Stratejisi hızla
yaşama geçirilerek, bu strateji temelinde başta işveren, işçi
kesimleriyle ve diğer ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği
yapılarak uzun vadeli bir Ulusal Kadın İstihdamı Politikası geliştirilmeli; bu
politika Yıllık Eylem Planları ile yürütülmelidir.
Çalışma yaşamında kadınlara karşı
mevcut her türlü baskı ve ayrımcılık kaldırılarak, iş için değerlendirme
ile işe girişte kadınların işe alınması teşvik edilmelidir.
İşyerinde Mobbing ve cinsel tacize
maruz kalan kadınların işyerlerinde başvuracakları şikayet birimleri
oluşturulması ve gelen şikayetlerde ‘kadının beyanı esastır’ ilkesi kabul
edilmesi, önleyici politikaların hayata geçmesi teşvik edilmelidir.
Kırda ve kentte kadınların kooperatif
kurmalarını özendirici politikalar geliştirilerek, kooperatif kurulmasında
yasal kolaylıklar sağlanmalı ve özellikle kırsalda yaşayan kadınlar için
kooperatiflerin sürekliliğini sağlamaya yönelik teşvik edici faaliyetler ve
politikalar oluşturulmalı, sosyal güvenceden yoksunluk sonlandırılmalıdır.







