Peyami Safa, şöyle tanımlar Usta'yı:"Nâzım Hikmet; dünya edebiyatında, kendine has bir nev’in yaratıcısı olmuştur.O ne bir fantazi heveslisi, ne bir garipperest; ne de, yeni moda müptelası bir edebiyat züppesidir.O sadece; ağlamayan, haykıran zekâsının malzemesini, eski insanlıktan aldığı halde, çatısını yeni bir teknikle kuran, ona müstakbel dünyaların rengini veren, büyük bir kalfa mimârıdır.En yeni binalarda kullanılan taşlar da, bu dünya kadar eskidir. Nâzım bilir…”*****Gün, herhangi bir Nâzım ertesi dostlar.Gün, Çarşamba.Tam da haftanın ortasında…Sevgi ve Şiir de var yaşayacaklarımız arasında, günde;Oldu-olacak,Yaşanmış-yarım kalmış-yaşanacak,İlla ki sindire sindire yaşayacağız günü,Paylaşım da,Mücadele de,Umut da…Buyurun dostlar;Nâzım’ın pek bilinmeyen bir Şiir’ini okumaya,Çarşamba Edebiyat yazıma…*****Usta’nın; 1951 yılında,Fransız ressam Henri Martin'e doğum günü için yazdığı,Bir Sovyet gazetesinde yayınlanan ve yıllar sonra bulunan kayıp Şiir'i:*****Sen buradasın Henri Martin.Türkülerle ve bayraklarla karşıladık seni…Arkamızda bütün Berlin.Türkülerimiz gençliğin türküsüydü;Yaşamın türküsü,Barışın türküsü,Alnına çizgi, saçına ak düşmemişlerin türküsü...Güvercinler havalandı,Bayraklarımızın gösterdiği yoldan gökyüzüne…Sen önümüzdeydin; yakışıklı ve yürekli.Deniz gibiydin, deniz misali güneşin ışıltısında…Bizse kıyıydık, dağlardık;Fırtınalı ve güçlü bir rüzgâr gibi haykıran,Sesinle gürleyen bir ormandık...Konuştun bizimle.Biliriz sesini biz senin.Yüzünü bildiğimiz gibi en yakın dostumuzun;Biliriz sesini, Henri Martin...Sesin dedi ki bize:“Fırsat vermeyin kardeşlerimizi öldürmelerine,Çekip çıkarın onları hapishane duvarlarından...”Biliriz sesini biz senin kardeşim.O ses...O ses öyle bir şeydi ki!Ölüm hâkimlerinin yüzüne inen bir tokat gibiydi...Ve hükümden sonra sevdalın senin;Bir tüy gibi narin,Başladı ağlamaya…Senin erkekçe sesin;Okşadı onu şefkatli bir sitemle,Süngülerin arasından,Demirden çember örmüş olan süngülerin...Dedi ki sesin senin:“Tut gözyaşlarını asker karısı,Gösterme düşmana...”Biliriz sesini biz senin Henri Martin.Biz ki doğruya kulak verenlerdeniz…Biz ki hakkımız var sevdalanmaya;Çocuklar doğurmaya, yaşlanmaya.Huzurlu bir ihtiyarlığa,Yanı başımızda oynayan torunlarla...Biz ki; ne öldürmek, ne öldürülmek isteriz.Biliriz sesini biz senin Henri Martin, Avcumuzun içi gibi...Sen buradaydın Henri Martin.Burada. Berlin’de. Herkesin, gözü önünde.Ağustos’un beşinde,Bu bin dokuz yüz elli bir yılının...Biz siyahı, sarısı, beyazı; Yüz dört ülkeden delikanlı ve kız,Dinmeyen alkışlarla karşıladık seni...Türküler ve yükselen bayraklarla,Sana çiçekler sunduk...Ve iki kat daha fazla sevdik biz Fransa’yı;Anaların nice bahadırlar doğurduğu,Senin gibi...5 Ağustos 1951, Berlin...





