Her yıl olduğu gibi, bu yılda 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının hemen ardından “pamuk linteri” işimiz için Adana’ya uçtum. Pamuk diyarlarında, linter mevsimi her yıl Ekim ayında başlıyor.Pamuk ülkemiz için çok değerli bir ürün ancak yerli pamuk, Türkiye ihtiyacının yaklaşık %30’unun karşılayabiliyor; geri kalan kısım ithal edilmek zorunda. Ülkemizde pamuk ekimi yapılan arazilerin önümüzdeki yıllarda daha da azalacağı, bu ürünün ileride yalnızca Güney Doğu bölgesinde sınırlı kalacağı görüşü hâkim…Anadolu toprakları verimli, çok daha verimli hale de getirilebilir. Doğa koşullarına bağlı “ekstansif” üretimden, akıllı tarım üretimine geçmenin vakti, geldi de geçiyor bile…Neredeyse yılın her ayı ürün alınan özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde yer alan seraları, damlama yoluyla ziraat yapılan arazileri gördükçe çok keyifleniyorum…Kuraklık sorunu; su kıtlığı çekilen ülkemizde kullanılabilir suyun yaklaşık %70’i “vahşi sulama” yöntemi le tarım arazilere gidiyor. Zeki, idealist köklü bir tarım politikası değişikliği gerekli! Organize, bilinçli; sulamanın modern yöntemlerle yapıldığı, tarım ilaçlarının gerektiği kadar, minimal ölçüde kullanıldığı ve en önemlisi üreticinin, köylünün bilinçlenerek hakkını tam alabileceği idealist bir “tarım politikası”...Oysa ülkemiz tarımı "ekstansif" yani doğa ve dış koşullara son derece bağlı, sonuç olarak "Allaha kalmış” bir tarım...Pamuk havzaları; Adana, Maraş, Gaziantep, Urfa ve Diyarbakır Bismil’e kadar beş gün boyunca “pamuk linteri” üretimlerini görmek ve numuneler almak üzere elemanım Ahmet Başteke ile aralıksız seyahat ettik. Önümüzdeki günlerde de Akdeniz; Antalya ve Ege; Aydın, İzmir’de olacağız.Pamuk linteri iki sektör için çok değerli bir hammadde; Tekstil (viskon elyafı ve floş iplik) ayrıca yoğun selüloz içermesi nedeniyle kağıtçılık. Pamuk yağı üretilirken “yan ürün” olarak ülkemizde yılda elli bin ton kadar linter açığa çıkıyor ve neredeyse tamamı ihraç ediliyor. İhracatın yaklaşık %70’i Çin’deki viskon elyafı ve floş iplik fabrikalarına, %30 kadarda İspanya’daki kâğıt üreten fabrikalara gerçekleştiriliyor.Biz on beş yıldan beri Çin’de çalıştığımız devasa devlet işletmelerine, Mersin limanından önemli miktarlarda pamuk linteri ihrac edip, ülkemiz ekonomisine katkıda bulunmaya çalışıyoruz...
Diyarbakır’a giderken kamuoyunu aylardan beri yakından ilgilendiren “Narin” vakasının yaşandığı Bağlar’a bağlı “Tavşantepe” köyüne uğramayı kafama koymuştum. Dün Bismil’de işlerimizi bitirip Urfa Havaalanına doğru yol alırken bu köye saptık. “Kederli” ancak daha çok, yaşayacağım muhtemel anlar nedeniyle heyecanlıydım…
Kürtçe adıyla “Çuli” köyü girişinde küçücük bir bakkal ve onun yaşlı sahibine rastladım, muhabbet ettik. Bir ara çocuklar etrafımızı sardı; okullarını, başarı durumlarını sordum ancak yaşanan vakaya girmedim. Biraz ötede mezarlığı fark ettim ve oraya yöneldik.
Tellerle çevrelenmiş köy mezarının hemen yanında güvenlikli özel araç içinde ve dışında jandarmalar bekliyordu.
Narin’in kabri başında uzun uzun düşündüm, çevreyi inceledim; bizim halkımızın yapısı gereği çocuk gelinlik ve düğün kıyafetleri asılmış ağaçlara… Bir de ne hikmetse vakit geçirmeye yönelik, tombala benzeri oyun kitapları konmuş mezarının üzerine…Narin’in mezarını ziyaret eden çok, önceleri daha da çokmuş, hatta köy halkı ve ziyaretçiler arasında tartışmalar yaşanmış; Jandarmaların nöbet tutmalarının asıl nedeni bu imiş.Dört-beş jandarma ve bir köy korucusu; ziyaret sonrası bir hayli sohbet ettim. Jandarmalar şimdi tutuklu olan şahısların Savcılık ve diğer yerlere sevklerinde hazır bulundukları için ortamı gözlemlemişler… 7 Kasım 2024 “Narin Vakası” ilk duruşma günü… Böyle bir davada “Türkiye koşullarında” neler olacak, bitecek, gelişecek… Hep birlikte göreceğiz, şahit olacağız…
Diyarbakır’a giderken kamuoyunu aylardan beri yakından ilgilendiren “Narin” vakasının yaşandığı Bağlar’a bağlı “Tavşantepe” köyüne uğramayı kafama koymuştum. Dün Bismil’de işlerimizi bitirip Urfa Havaalanına doğru yol alırken bu köye saptık. “Kederli” ancak daha çok, yaşayacağım muhtemel anlar nedeniyle heyecanlıydım…
Kürtçe adıyla “Çuli” köyü girişinde küçücük bir bakkal ve onun yaşlı sahibine rastladım, muhabbet ettik. Bir ara çocuklar etrafımızı sardı; okullarını, başarı durumlarını sordum ancak yaşanan vakaya girmedim. Biraz ötede mezarlığı fark ettim ve oraya yöneldik. Tellerle çevrelenmiş köy mezarının hemen yanında güvenlikli özel araç içinde ve dışında jandarmalar bekliyordu.
Narin’in kabri başında uzun uzun düşündüm, çevreyi inceledim; bizim halkımızın yapısı gereği çocuk gelinlik ve düğün kıyafetleri asılmış ağaçlara… Bir de ne hikmetse vakit geçirmeye yönelik, tombala benzeri oyun kitapları konmuş mezarının üzerine…Narin’in mezarını ziyaret eden çok, önceleri daha da çokmuş, hatta köy halkı ve ziyaretçiler arasında tartışmalar yaşanmış; Jandarmaların nöbet tutmalarının asıl nedeni bu imiş.Dört-beş jandarma ve bir köy korucusu; ziyaret sonrası bir hayli sohbet ettim. Jandarmalar şimdi tutuklu olan şahısların Savcılık ve diğer yerlere sevklerinde hazır bulundukları için ortamı gözlemlemişler… 7 Kasım 2024 “Narin Vakası” ilk duruşma günü… Böyle bir davada “Türkiye koşullarında” neler olacak, bitecek, gelişecek… Hep birlikte göreceğiz, şahit olacağız… 



