“benim hiç sapanım olmadı anne,
ne kuşları vurdum,
ne de kimsenin camını kırdım...
çok uslu bir çocuk değildim ama,
seni hiç kırmadım, hep boynumu kırdım.
ben hayatım boyunca
bir tek kendimi vurdum!
…”

Yusuf Hayaloğlu’nun “Hayat nedir anne?” adlı şiirinden kısa
bir kesit ile merhaba dedi bu yazım…
Şiir aklımızda kaladursun, TFF 1. Lig temsilcisi
Bursaspor’dan açalım konuyu… Hani İstanbullu üç büyüğün yanına adını bin bir
mücadele ile yakıştıran Anadolulu Trabzonspor’dan sonra inanılmaz bir şevk ve
heyecanla mühürleyen Bursaspor ile… Hatta dört büyükler kavramını hiç edip, beş
büyüklere devşiren Bursaspor ile…

Hatırlayınız; yaklaşık kırk beş, elli gün önce Beşiktaş
ve Galatasaray’dan bileceğimiz Ayhan Akman’ın da yeğeni olan, Bursaspor’da da
sezona harika bir başlangıç yapan Ali Akman, süresiz kadro dışı bırakılmıştı,
Bursaspor yönetimi tarafından… Bursaspor yönetimi, Ali Akman’ın, kendilerinden
izinsiz olarak transfer görüşmeleri yapmasını, Almanya’ya, Bundesliga ekibi EintrachtFrankfurt
takımına sözleşme sözü vermiş olmasını sebep olarak göstermişti. Ben de
Bursaspor yönetimini; ellerini çabuk tutmamakla, geçen yıllarda bu genç oyuncu
ile sözleşme tazelememe hatasında bulunmakla eleştirmiş ve bunu yazıya da
dökmüştüm.

Onlar kaz gelecek yerden, tavuğu esirgemişlerdi. Nedense,
bu hatayı ilk ve tek yapan yönetim,Bursaspor yönetimi değildi!Usuma en yakın çarpan
örnek, geçen yıllarda Altınordu takımıki; profesyonel imza attırmadıkları ve gelecek
vadeden genç oyuncularını Trabzonspor’a kaptırmışlardı, hem de üç kuruşa…
Birlikte soralım;
Genç topçuya profesyonel imza attırsan ne olur?
Belki de hesapta olmayan bir ödeme yapmak zorunda
kalırsın. Harcama bütçen yani gider kalemlerin de, kalemlerdeki toplam tutarlar
da artar doğal olarak. Evet, fazladan masrafın doğar!
“E, bir de gençleri zaten oynatmıyorum, bir de para mı
vereceğim? Ne yani, hem eğitiyorum, hem üzerine para vereceğim, öyle mi?”
yanılgısının sonucudur elindeki kuşu kaçırmak!

Ben demiyorum ki milyonluk sözleşmeler yap! Ama on yedi,
on sekiz yaşındaki futbolcu, bohçası elinde… Kumaşı biraz da iyiyse hemen
bağlayacaksın ki, başka bir ekibe giderken yetiştiricilik hakkın olanı
alabilesin! E, alıp da yiyecek halin yok! Biliyorum! Ne yapacağını iyi
biliyorum ama yapmıyorsun ki!
Gelelim bugüne; Bursaspor’un gençlerden örülü ve 1. Ligde
kora kor mücadele eden ekibi kazan kaldırdı. Ama öyle grev falan değil
yaptıkları… Sadece ve oldukça naif, olumlu bir dille, uzun zamandır paralarını
alamadıklarını belirterek, camiamın ileri gelenlerinden, kentin büyüklerinden,
kulübe ve kendilerine sahip çıkmalarını istediklerini yazmışlar.
Yusuf Hayaloğlu’nun yazımın başındaki şiirindeki gibi; ne
cam kırıyorlar, ne de Bursaspor’u… Onlar sadece boyunlarını kırıyorlar ve belki
de kendilerini vuruyorlar!
Peki;
Düşünelim… Bursaspor, Ali Akman’ı, zamanında, ücretini
iyileştiren bir sözleşme ile bağlasaydı da, transferinden kulübe hatırı sayılır
bir tutar kazanç sağlasaydı… Ve o parayla da bu gençleri parasız bırakmasaydı!
Olmaz mıydı?
Kulüp yöneticileri ki, özellikle de profesyonel kulüp
yönetenler, Tolstoy’un, “şikâyet ettiğiniz yaşam, belki de başkasının hayalidir”
şiarı ile futbolcularını kendilerine bağlamaya gayret ederken, gençler; “seni hiç
kırmadım, hep boynumu kırdım/ ben hayatım boyunca / bir
tek kendimi vurdum!” dizelerini acaba ne zamana dek söylerler?