Bir askeri vesayet kurumu olan Milli Güvenlik Kurulu, 28
Şubat 1997’de aldığı muhtıra niteliğindeki kararları Refah-Yol hükûmetine
imzalaması ve uygulaması için dayattı. Millet iradesine balans ayarı yapma
gayreti olan 28 Şubat darbesi, özünde millete, milletin değerlerine ve milletin
iradesine yönelmiş bir darbedir. Bütün darbeler gibi 28 Şubat da bir
mühendislik projesidir ve toplumu, siyaseti, idareyi, inancı, ticareti,
ekonomiyi, yargıyı, eğitimi, kısacası hayatın tüm alanlarını dizayn etmeyi
amaçlamıştır.
Emperyalizmin desteğini alan Batı Çalışma Grubu eliyle dışta,
bir milletin uyanmasını, bağımsız politika üretmesini istemeyen irade ile içte
rant ve ikbal düzenini sürdürmek isteyenler ortak çıkarda birleşerek şu üç
unsuru hedef aldılar:
Batıcı politikaların bizi kopardığı gelişmekte olan doğu
ülkeleriyle bizi bir araya getirecek ve siyasi, ekonomik güç potansiyeli
üretecek D-8 girişimi; milletin kaynaklarını hortumlayanların kurduğu rant,
faiz ve talan sisteminin önüne geçen ‘havuz sistemi’; mütedeyyin kitlelerin
kamusal alan ve siyasette yer alma iradesi ile milletin güç ve öz güven aldığı
inanç ve değerleri.
Esasen bu üç unsur üzerinden Yeniden Büyük Türkiye idealini
yok etmeyi amaçladılar. Apoletli medya, bazı sivil görünümlü üniformalı sivil
toplum kuruluşları, yargı ve YÖK gibi dönemin vesayet kurumları ise darbeye
gerekçe ve malzeme üretme misyonu üstlendiler. Sonuçta millet iradesine
kastedip, millet düşmanı projelerini uygulayacak siyasi kadroları başa
geçirdiler. 28 Şubat darbesine açıkça destek veren, darbe ve cunta karşıtlığı
ile nam salmış, özgürlük ve demokrasiyi dilinden düşürmeyen nice kişi, kurum ve
çevrelerin de bu süreçte parlak makyajları döküldü ve o makyajın altında
sakladıkları çirkinlikleri ortaya çıktı.
28 Şubat darbesiyle milyonlarca insan fişlendi. Yüz binlerce
kişinin eğitim ve çalışma hakkı elinden alındı. Milyonlarca kişinin oy verdiği
Refah Partisi kapatıldı, yöneticileri siyasi yasaklı hâle getirildi ve
yargılanıp mahkûm edildi. Okullara turnikeler ve ikna odaları kuruldu. Binlerce
kişi hakkında davalar açıldı, mahkûm veya mağdur edildi. Mütedeyyin çevre ve
sivil toplum kuruluşlarına polis ve jandarma baskınları yapıldı, yönetici ve
üyeleri haksız suçlamalarla yargılanıp hapse atıldı. Birçok sivil toplum örgütü
kapatıldı. ‘Yeşil sermaye’ yakıştırmasıyla müdahale edilen şirketler ekonomik
olarak çökertilmek istendi. Haklarını arayan insanlar gözaltına alındı, işkence
gördü, hapse atıldı. Velhasıl bu süreçte milyonlarca kişi doğrudan ya da
dolaylı olarak mağdur edildi. Millet iradesi çiğnendi. İnanca ve değerlere
savaş açıldı.
Milletin üzerinden silindir gibi geçen 28 Şubat cunta rejimi,
milleti öylesine baskı altına alıp kuşatmıştı ki, darbenin bin yıl süreceğinden
şüpheleri yoktu. Ama millet iradesi, kendisini kadiri mutlak sanan darbecilere
çok değil, 7 yıl içinde hadlerini bildirdi. Bin yıl sürecek dedikleri darbe
süreci on yıl bile sürmedi. Darbe hükûmetinde yer alan partileri de bir daha
dönmemek üzere siyaset sahnesinden sildi. Millete ayar vermek isteyenlere
gerçek balans ayarını millet verdi.
28 Şubat karar ve uygulamaları süreç içerisinde tek tek
ortadan kaldırıldı. ‘İrtica tehdidi’(!), Milli Güvenlik Strateji Belgesi’nden
çıkarıldı. Askeri vesayet sistemi, ‘millet düşmanları mezarlığı’nda hak ettiği
yeri aldı. İmam hatiplerin orta kısmı açıldı ve katsayı zulmü ortadan
kaldırıldı. Başörtüsü yasağı her alanda kaldırıldı. Hayat ve siyaset
normalleşti. İnanç üzerindeki baskılar sona erdi. 28 Şubat’ın paşaları
yargılandı, 21’i müebbet hapse mahkûm edildi.
AK Parti hükûmeti kararlı bir duruşla, mağduriyetlere neden
olan uygulamaları kaldırdığı gibi, mağduriyetlerin giderilmesi için çok çeşitli
çalışmalar yapmıştır. Kamu görevlileri işlerine geri dönmüş, öğrencilere af
çıkarılmış, okullarını bitirmeleri için fırsat verilmiştir. Ancak bu samimi ve
önemli çalışmalara rağmen, mağduriyetlerin bir kısmı hâlâ sürmektedir.
Af çıktığı hâlde o dönemde hâlâ başörtüsü yasağı tam olarak
kalkmadığı, kayıt için başı açık fotoğraf istedikleri için okullarına dönemeyen
kişiler ile sonradan okulunu bitirdiği hâlde KPSS engeline takılanlar 28
Şubat’ın mağduru olmaya devam etmektedir. Diğer bir mağduriyet kitlesini de
brifingli yargının verdiği keyfî kararlarla mahkûm edilen insanlar
oluşturmaktadır. Bu nedenle, devam eden mağduriyetlerin giderilmesi ve tazmini
için de mutlaka yeni bir çalışma başlatılmalıdır. Zira adaletin gecikmeye
tahammülü yoktur.
28 Şubat, tarihin çöp tenekesinde hak ettiği yeri almıştır.
28 Şubat defterini tamamen kapatacak olan ise sorulmamış hesapların sorulması,
giderilmemiş mağduriyetlerin giderilmesidir.




