"Bestecilik dünyanın en zevkli uğraşlarından birisi...
Bir odada yapayalnızken;
Bir enstrümanın üzerine eğilerek ezgiler oluşturmanın tadı,
Dünyada hiçbir şeyle ölçülemez...
Hele bu bestelerin kitlelere ulaştığını,
Yüz binlerce kişinin hep bir ağızdan söylediğini görmek;
Bir besteci için, sevinçlerin en büyüğü...
Ben şanslı besteciler arasında sayıyorum kendimi...
Stockholm’deki yalnız yıllarımda,
Evimin yanındaki karlı ormanda dolaşırken çıkan ‘Karlı Kayın Ormanı’;
Paris’te bir akşamüstü bestelediğim ‘Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor’
ve bunun gibi bir çok beste hem kitlelerin yüreğinde yer tuttu...
Hem de dünyanın çeşitli yörelerinde,
Çok büyük solistler tarafından ayrı dillerde okundu...
Kendimi hiçbir zaman sadece yorumcu olarak görmedim...
Bir ses sanatçısı değilim ben...
Kendi bestelerimi,
Bir de müthiş geleneğimizden seçtiğim bazı deyişleri seslendiriyorum...
Bir bestenin kalitesi nasıl anlaşılır?
Yaygınlık, bu işteki tek ölçü müdür?
Elbette hayır!...
Bir bestenin en büyük sınavı zamandır...
Eğer beste yıllara dayanabiliyor;
Bestelendikten 20-30 yıl sonra halâ söyleniyor,
Hele kuşaktan kuşağa aktarılıyorsa sınavı geçmiş demektir...
Benim türkülerimle insanlar;
Sevi'ndi, hüzünlendi, ağladı, nişanlandı, evlendi, ölülerini andı...
Dolayısıyla ezgiler, yaşamlarının bir parçası haline geldi...
Babalarının ölüm yıl dönümünde mezar başına gidip,
O'nun en çok sevdiği besteyi söyleyen ailelerle karşılaştım...
‘Karlı Kayın Ormanı’ ile Aşk ilan edenleri dinledim...
Sevgili Uğur MUMCU’nun çok Sev'diği,
‘Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor’un;
O'nun trajik ölümüyle birlikte,
Uğur MUMCU ağıdı haline dönüşmesini yaşadım...
‘Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi’ Şiir'imin,
O'nun adıyla özdeşleşmesi onuruna tanık oldum...
‘Memik Oğlan’la ağlayanları,
‘Güneş Topla Benim için’ ile coşanları izledim...
Zeki MÜREN’den Maria FARANDOURI’ye,
Sezen AKSU’dan Joan BAEZ’e,
İbrahim TATLISES’ten Udo LINDENBERG’e,
Kibariye’den Liesbeth LIST’e kadar çok geniş bir solist yelpazesinden;
Şarkılarımı dinleme mutluluğuna eriştim...
İstanbul, Ankara, Bodrum,
Atina, Rodos, Lizbon, Barcelona müzik hollerinde şarkılarıma rastladım...
Bir bestenin;
Dağdaki çobanla,
Kentteki profesörü aynı duyguda birleştirmesine tanık oldum...
Bu ezgilerin yaşaması,
Ben öldükten sonra da devam etmesi en büyük dileğim...
Bir halkın, türkü dağarcığına birkaç ezgi eklemek onurların en büyüğüdür..."
Böyle diyor yine bir yazısında Zülfü LİVANELİ...
O onur bize ait Usta...
Seninle aynı zamanda aynı gökyüzüne bakmak,
An be an muhteşem üretimlerini izlemek,
Aynı Vatan için kaygılanmak, kederlenmek...
Aynı havayı solumak ve yaşamak bu coğrafyada...
Nice nice yıllara...
Mersin' in özgün sesi!.
Sayfa 33'teki;
Aşk Aşk'ına,
Edebiyat köşemden...
Takdimimdir!...





