8 Mart yaklaşırken vitrinler yine mor kurdelelerle süslenecek. Protokol konuşmaları yapılacak, “kadınlar baş tacıdır” cümleleri alkış toplayacak. Ama bu ülkenin bir okulunda, bir kadın öğretmen öğrencisinin bıçağıyla hayattan koparıldı. Henüz toprağı kurumamışken hangi yüzle kutlama yapacağız?
Bu bir bayram değil. Bu bir yüzleşme günü.
Okulun Ortasında Bir Cinayet
Çekmeköy’de yaşanan korkunç cinayet, eğitim dünyasında bardağı taşıran son damla oldu. Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yapan biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, kendi öğrencisinin düzenlediği bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.
Bir öğretmen…
Bir sınıf…
Ve o sınıfın içinden çıkan bir şiddet.
Bu sadece bir asayiş haberi değil. Bu, eğitim sisteminden toplumsal iklime kadar uzanan derin bir yarılmanın göstergesi. Okul dediğimiz yer; bilginin, emeğin ve güvenin yeridir. Şimdi öğrencisi tarafından bıçaklanan kadın öğretmenimizin katledildiği bir yer olarak anılıyor. Bu kan donduran olay ülke gündeminde, 8 Mart Kadınlar Gününe yaklaşılırken, yaşanmış olması "Kadınlar Baş tacımızdır" ve benzeri süslü kalimeleri havada bırakıyor.
Kadınsan, Hep Sanıksın
Bu topraklarda kadın olmak, sürekli savunmada kalmak demek.
Gülersen yaftalanırsın.
Giyinirsen yargılanırsın.
Gece dışarı çıkarsan sorgulanırsın.
Anne olsan da olmasan da suçlusun.
Toplumun diliyle başlayan tahakküm, siyasetin diliyle pekişiyor. Kadın ya “kutsal” denilerek eve kapatılıyor ya da kalıplara sığmadığında hedefe konuluyor. Çalışsa eleştiri, çalışmasa küçümseme. Her durumda kadın, başlı başına bir tartışma konusu.
Bu zihniyet, sadece sosyal medyada kalmıyor; ekonomik ve hukuki düzenlemelerle de hayat buluyor.
2025’in Soğuk Gerçeği
Kadın istihdamı hâlâ erkeklerin çok gerisinde. Genç kadınların önemli bir kısmı ne eğitimde ne işte. Kreş yetersiz, bakım yükü kadının omzunda. “Aileyi koruma” söylemiyle kadının ekonomik bağımsızlığı geri plana itiliyor.
Ekonomik bağımsızlığı olmayan bir kadının şiddet sarmalından çıkması zor. Faturasını ödeyemeyen, çocuğuna bakmak için tek başına mücadele eden binlerce kadın için yoksulluk; istatistik değil, hayatın ta kendisi.
Şiddetin bir yüzü bıçaksa, diğer yüzü yoksulluk.
Nafaka Tartışması: Güvencenin Erozyonu
Nafaka üzerinden yürütülen düzenleme tartışmaları, boşanma sonrası ekonomik olarak kırılgan durumda olan kadınlar için ciddi bir belirsizlik yaratıyor. Yıllarca ücretsiz bakım emeği vermiş bir kadına süre sınırı koymak, onu hangi koşullara teslim etmek demektir?
Ekonomik şiddet yalnızca gelirin kesilmesi değildir; seçeneklerin daraltılmasıdır. Kadının ayakta kalma ihtimalini budamaktır.
Kadın cinayetleri sadece rakamlarla anılıyor.
Kadın cinayetleri verileri her yıl yüzlerce hayatın yarım kaldığını gösteriyor. Şüpheli ölümler ise ayrı bir karanlık alan olarak önümüzde duruyor. Her bir sayı, bir insan demek.
Soru basit ama ağır: Bu tabloyu değiştirmek için yeterince güçlü bir irade var mı?
Fatma Nur Çelik’in adı artık sadece bir öğretmen değil; bir sembol. Güvenli olması gereken bir okulda, korunması gereken bir eğitimcinin yaşam hakkı elinden alındı. Bu, bireysel bir trajedinin ötesinde toplumsal bir alarmdır.
Kadın Cinayetleri Politiktir
Kadınları koruyamıyorsak, bunun adı açıkça politik bir sorundur.
Kadınların yaşam hakkını güvence altına almak devletin temel görevidir. Şiddet önlenemiyor, koruma kararları yeterince işlemediği iddia ediliyor, kadınlar kamusal alanda dahi risk altındaysa; burada artık münferit vakalardan değil, sistemin işleyişinden söz etmek gerekir.
Sözle değil, icraatla ölçülen bir dönemden geçiyoruz. Kadına yönelik şiddetle mücadele; yasaların varlığıyla değil, uygulanmasıyla anlam kazanır. Koruma mekanizmaları güçlendirilmeden, caydırıcılık artırılmadan, önleyici sosyal politikalar yaygınlaştırılmadan “kadınları yaşatmak” mümkün değildir.
Bu nedenle sorulması gereken soru şudur:
Şiddeti önlemek için hangi somut adımlar atıldı, hangi eksikler giderildi, hangi denetimler yapıldı?
Kadınların güvenliği bir siyasi tercih değil, anayasal bir yükümlülüktür. Eğer kadınlar kendini güvende hissetmiyorsa, bu durum görmezden gelinemez; tam tersine daha güçlü bir kamu politikasıyla karşılanmalıdır.
8 Mart’ta Çiçek Yetmez
8 Mart’ın kökeni, kadın emeğinin ve eşitlik mücadelesinin tarihine dayanır. Bugün ihtiyaç duyulan şey; çiçek değil, güvenli sokaklar, eşit ücret, erişilebilir kreşler, etkin koruma mekanizmaları ve adil bir yargıdır.
Bir kadın daha eksilmemek için.
8 Mart’ta mesele kutlama değil; hesaplaşmadır. Çünkü bir ülkede öğretmenler sınıfta, kadınlar evde, sokakta, işyerinde güvende değilse; o ülkede çiçekler sadece süstür.
Gerçek olan ise acıdır. Ve o acı artık görmezden gelinemeyecek kadar büyüktür.
Biz haykıracağız.Susmayacağız.Kadın olmak suç değil.Suç, kadınları suçlu ilan eden bu zihniyettir.
Suç, onları yoksullaştıran, yalnızlaştıran, öldüren bu politiklardır. Ve biz, bu suçun ortağı olmayacağız.
Bir kişi daha eksilmemek için...
Direneceğiz!..




