Reklam
Reklam

Barolar-2

Şevket Civelek'in yazısını okumak için tıklayın...

Barolar-2

Şevket Civelek'in yazısını okumak için tıklayın...

Barolar-2
Editor: Kadriye Sözeri
15 Temmuz 2020 - 10:12

Değerli Dostlarım, Yurdumun Güzel İnsanları,

Son günlerin tartışılan konusu olan Barolar hakkında bir yazı dizisini kaleme alacağımı söylemiştim. Bu yazımda avukatlık ve Baroların tarihine kısa bir göz atalım. 

Tarihi kaynaklara göre avukatlık mesleğinin başlangıcı eski Yunan’a ve Roma’ya kadar dayandığını görmekteyiz.  Avukat sözcüğü Yunancada “üstün, ayrıcalıklı ve güzel konuşan” anlamlarına gelen “Advo Catus” sözcüğünden türetilmiştir.

Mitolojide de ilk savunma görevini üstlenenler Zeus’un kızları olan Litailer suç işleyenlerin kandırıldıklarını savunarak Zeus’tan onları bağışlamasını talep etmişlerdir.

Yine eski Yunan’da özgür  erkeklerden seçilen ve hizmet ettikleri insanları mahkemelerde savunan, iddia ve taleplerini dile getiren ve Yunanca “synagore” adı verilen kişiler avukatlık mesleğinin ilk temsilcileri olarak kabul edilir.

Avukatlık mesleğinin diğer bir temsilcileri olarak “legographes” ler; mahkemede davacı, davalı veya sanıklara hukuki konularda yardımcı olan kişileri görmekteyiz.

Baro ilk defa Atina’da kurulmuş olup, Atina Şehir Devleti’nin ilk yöneticilerinden olan Draca, şehir devleti ile Atina Barosu’nun yasal düzenlemelerini yapan ilk kişidir.

Kadim Yunan’da ve eski Roma’da da avukatlık onurlu bir meslek olup avukatlar yaptıkları hizmetlerin karşılığında bir ücret almazlar ve alanlar da eleştirilirdi.

Eski Yunan ve Roma döneminde etkin olan avukatlık, Ortaçağda gerilemeye başlamış ve önemsiz, sıradan bir meslek olmuştur. Çünkü insanlık karanlık ve utanılacak çağ olan Engizisyonda delillerin tamamının işkence, iftira gibi hukuk ve insanlık dışı usullerle elde edilerek savunma ve savunma hakkı yok sayılmıştı. 

Avukatlık mesleği Rönesans ile birlikte yeniden gelişmiş ve avukat  “Yumuşak, sakin, Tanrı’dan korkan, gerçeği ve adaleti seven kişi” olarak tanımlanmıştır.

Bu dönemde Fransa’da avukatlar için “adaletin gezici şövalyeleri” olarak anılmıştır.  Ayrıca bu dönemde “Kamu Şövalyeleri” olarak adlandırılan avukatların yaptıkları görevin önemi ortaya çıkıyordu.

Avukatlık mesleği Kıta Avrupası’ndaki diğer pek çok meslek gibi uzunca bir süre lonca sisteminin etkisinde kalmıştı. Lonca sisteminin katı kuralları ve bireyi etkisizleştirmesi nedeniyle Fransız Devriminden sonra avukatlar lonca sisteminden ayrılmıştır. 

Barolar yapılanma konusunda 1848 yılına kadar çok fazla bir gelişme gösterememiştir. Fransa’da 1852-1870 ve 1920 ile 1930 yıllarında yapılan yasal düzenlemelerle, barolar bugünkü klasik yapısına kavuşmuştur.

İngiltere’de Common Law ile başlayan ve herhangi bir hukuki formatı olmayan ve “dava vekili” adıyla faaliyet gösteren kişiler mahkemelerde iş yapmakta ve halkın hukuki sorunlarını çözen “Attorney” olarak adlandırılan  bu kişiler varlığını görüyoruz.

Avukatlık mesleğini Amerika Birleşik Devletleri’ne taşıyanlar İngilizler, başta New England kolonisi olmak üzere pek çok kolonide avukatlık mesleğinin icrasını gerçekleştirmiştir.

Almanya’da avukatlığın gelişmesi, Cermen/Alman Hukuku’nun Roma hukuk sisteminin mirasçısı olması nedeniyle kadim Yunan ve Roma İmparatorluğu ile benzer özellikler taşır. Başlangıçta bir kişinin yargılamada temsilci ile temsil ettirmesine izin verilmez iken, zaman içinde gereksinimlere istinaden izin verilerek avukatlık mesleği önemini artırmıştır. 

1878 tarihinde kabul edilen “Prusya Avukatlık Yasası” ile birlikte ve günümüze kadar avukatlık mesleği Almanya’da saygınlıkla icra edilen bir meslek haline gelmiştir.  Hitler zamanında sıkıntılar yaşayan avukatlık mesleği, demokratik Almanya ile özgürlüğüne ve bağımsızlığına yeniden kavuşmuştur.

Osmanlı Devletinde 1800’lü yıllara kadar avukatlık mesleği veya bunun bir önceki aşaması olan “Dava Vekili” adıyla icra edilen bir meslek ve sınıf mevcut olmayıp,  bazı kayıtlara göre “Arzuhalciler” sınıfı mevcuttu.

Osmanlı Devletinde “avukat” deyiminin kullanıldığı ilk hukuki metin 1884 tarihinde Padişah II. Abdülhamit Han tarafından yürürlüğe konulan “Rumeli Şarki Vilayetine Mahsus Avukatlık Kanunu”dur. Avukatlık mesleğinin yalnızca Türklere ait olacağı hükmü ise, 1916 tarihli “Memaliki Osmaniye’de bulunan ecnebilerin Hukuk ve Vezaifi Hakkındaki Geçici Kanun” ile mümkün olmuştur.

İlk Hukuk Mektebi, İstanbul Darulfünunu, yani İstanbul Üniversitesi’nde açılan ve 17 Haziran 1880 tarihinde eğitim ve öğrenime başlayan İstanbul Üniversitesi Hukuk Mektebi, yani günümüzün İstanbul Hukuk Fakültesi’dir.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Türk toplumunun  çağdaş uygarlık seviyesine çıkmasında avukatlık mesleğinin önemli bir paya  sahip olduğunu bildiğinden Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yılında ve 1924 Anayasası yürürlüğe girmeden, avukatlık mesleğini günün şartlarına uygun biçimde düzenlemek amacı ile 03 Nisan 1924 tarihli ve 460 sayılı Muhamat Yasası’nı yani Avukatlık Yasası’nı çıkartmıştır. 

17 maddeden oluşan Muhamat Kanunu, Uygulama Talimatnamesi ve İstanbul Barosu İç Nizamnamesi ile birlikte oluşturulan bu yasanın önemi “baro” ve “avukat” kavramlarının ilk kez bu yasada kullanılmış olmasıdır.

Muhamat Yasası’nın, değişen koşulları karşılamaması nedeniyle ve Kıta Avrupası’nda avukatlıkla ilgili yasa ve yönetmelikler göz önüne alınarak 01 Aralık 1938 tarihinde 3499 sayılı Avukatlık Yasası yürürlüğe girmiştir. Bu yasa ile avukatlık mesleği kamu hizmeti olarak ifade ve kabul edilmiş olmasıdır.

Yaklaşık 31 yıldır yürürlükte kalan bu Avukatlık Yasası yerini, 19 Mart 1969 tarihinde yürürlüğe giren ve zaman içinde pek çok hükmü değişen halen  yürürlükte bulunan 1136 sayılı Avukatlık Yasası’na bırakmıştır.

15.07.2020

Doç. Dr. Şevket CİVELEK 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Yaklaşık 551 bin 909 TL kamu zararı oluşturan 8 kişi gözaltına alındı
Yaklaşık 551 bin 909 TL kamu zararı oluşturan 8 kişi gözaltına...
Saadet Partisi Denizli İl Başkanı yeniden M. Fatih Aktaş oldu
Saadet Partisi Denizli İl Başkanı yeniden M. Fatih Aktaş oldu