Baha AKINER

Baha AKINER

Cemil Meriç

13 Haziran 2021 - 11:29

Mecnun’a Leyla için demişler ki:

“Bu mu uğruna deli divâne olup, çöllere düştüğün kadın…”

“Şşşşşt!...” demiş Kays (Mecnun),

“O Leyla evet ama siz Kays değilsiniz…”

Aşk mı?

Aşk budur dostlar...

Kimi platonik der.

Kimi, kavuşamamak…

Kimi ise, tutkunun, Sevgi'nin 'Acı çekme hâli' der adına.

Binyıllardır tarifi, konuşulur da konuşulur...

Aşk;

Ruhunu ve benliğini kapsayan,

Yüreğini teslim ettiğin bir 'Sarmaşık olma hâli'dir bence dostlar...

Önce yürekte açan bir tomurcuk!.

Su verdikçe yeterince, dünyalar güzeli bir fide!.

İlgini gösterdikçe, sürekli büyüyen bir nadide ağaç!...

Büyüyüp büyüyüp,

Büyütüp büyütüp;

O koca ağacı sarıp sarmalayan,

Kimi zaman çok ilgiden ve çok sudan çürüten,

Kimi zaman ilgisizlikten ve susuzluktan kurutan,

Sonra o ağaç devrildiği zaman,

Başka bir ağaca tutunan bir 'Sarmaşık'...

**********


Bazı adamlar var bu hayatta;

Sevgi'sini,

Merhemli parmak uçları marifetiyle,

Dizelerine serpiştiren...

Bazı kadınlar var dostlar;

Adına destanlar-şiirler yazılan,

Sevgi'sini taaa yüreğine gömen,

Alıp başına tâc eden...

***********

Gün, Cemil MERİÇ dostlar…

34 yıl önce bugün,

13 Haziran 1987’de,

İstanbul’da ayrıldı aramızdan usta Yazar…

Bu tam da ölüm yıldönümünde;

Cemil MERİÇ ile,

İngilizce öğretmeni Lâmia ÇATAOĞLU'nun,

Aşk hikâyesidir dostlar...

Bu Cemil MERİÇ'in;

Sevdiceği Lâmia ÇATAOĞLU'na yazdığı,

Aşk mektuplarından sadece iki tanesidir...

Yüreğinde Sevgi barındıran,

Bir gün Sevgi'nin galip geleceğine inanan,

Hassas yürekler tarafından okuna...

**********


“Yalnız Sen'de yaşamak,

Yalnız Sen'in için yaşamak…

Bütün dostlardan,

Bütün düşmanlardan,

Bütün yabancılardan uzak bir dünyada;

Sen'in için konuşmak,

Sen'in için yazmak,

Sen'in için yaratmak...

Sen dokunduğunu altına kalbeden büyücü...

Krezüs’ün dilsiz oğlu,

Savaşta babasını kurtarmak için birden dile gelir...

Sen, dilsizleri konuşturacak kadar dilbersin...

Yılların levsi iskarpinlerini yalayıp geçmiş,

Yaşamamışsın ki kirlenesin...

Benim gözyaşlarından temiz Sevgi'li'm…

Sen bir anne sütü kadar,

Bir dua kadar temizsin...

Yalnız Sen'i okumak istiyorum,

Yalnız Sen'i dinlemek istiyorum...

Lamia'm benim...

Kollarımda;

Yeni doğmuş bir bebek gibi,

Uyuduğunu hatırlıyorum...

Ve yeni doğmuş bir bebek gibi uyanırdın...

Baş başa yaşadığımız bu asırlar kadar uzun,

Bu asırlar kadar dolu ve bir rüyâ kadar kısa günlerde,

‘Gecelerde’ diyecektim aslında;

Dudaklarından bayağıya benzeyen,

Tek hece dökülmedi...

Uyurken, uyanıkken, sarhoşken...

Yalan söyleyen aynaları kırdım...

Sen şimdi o içten gülümseyen,

O içten ağlayan tertemiz Lamiam'sın...

Saat, 6.30...

Az sonra Sen'i arayacağım...

Ve sesin bütün karanlıkları dağıtacak...

Hangi karanlıkları?

Gönlüm bir ışık tufanı içinde...

Mektupların, gök kubbem!.

Kelimelerin, bir yıldız yağmuru!...

Bana öyle geliyor ki;

Yalnız mektubunu okurken,

Yalnız Sen'i düşünürken,

Yalnız sana yazarken YAŞIYORUM!...

Aşk'ımızın;

Kanunların - mevsimlerin dışında,

Kitaplardakine benzer tarafı yok...

Neden hislerini gizleyeceksin?

Aynı anları yaşamıyor muyuz?

Göğüs boşluğumda,

Sen'in kalbin de çarpıyor...

Sen ağlarken,

Ben de ağlıyorum...

Perhize gelince;

Sen'den başka kadın düşünemeyecek kadar,

Sen'inle doluyum birtanem..."

**********


Yine bir mektubuna şöyle başlıyor:

"Sen'siz;

Bütün kitaplar yavan,

Bütün Şiir'ler soluk,

Bütün şarkılar âhenksiz..."

Ve devam ediyor:

"Zirvelerdesin;

Büyük mustariplerin,

Büyük ermişlerin,

Büyük ruhların kanat çırpdığı zirvelerde...

Ve kendimden utanıyorum:

Ben toprağım, Sen arş...

Ben ten’im, Sen gönül...

Ben alev’im, Sen ışık...

“Ben Sen’im” diyorsun, bir mektubunda...

Saçlarımı okşamak istediğin zaman,

Kendi saçlarını okşa, e mi... 

Leyla bir tomurcuk, Sen bir muhteşem gül...

Leyla bir mısra, Sen bir destansın...

Leyla bir kıvılcım, Sen bir şafaksın...

Leyla bir tecessüs,

Leyla bir masal,

Leyla yaşamayan,

Leyla bir yarım...

Sen'sin benim gerçeğim;

Ben, Sen'inle varım...

Hangi Sevgi'li, Sen'inle boy ölçüşebilir?

Lamia'm benim...

Sen doyulmayan,

Sen kanılmayan,

Sen rüyâ,

Sen gerçek...

Romeo’yu düşündüm ve güldüm...

İmtihandan geçmeyen bir Sevgi,

Bir saman alevi...

Artık 25 yıl önceye dönmek istemiyorum.

Sen'in yanında zaman yok...

Elest bezminden beri dudak dudağayız,

Sen'i kaburgamdan yarattım;

Hayır,

Gönlümden yarattım,

Kafamdan yarattım,

Belki de ben Sen'in kaburganım...

Cennette beraberdik

ve ismin Havva’ydı...

Arzularımı susturamıyorum...

Şımarığım, yaramazım, alçağım...

Mektuplarınla yaşıyorum...

Garip bir hayat bu;

Sen'inle yatıyor,

Sen'inle kalkıyorum...

Lamia'm benim!...

Sen benim;

Bütünüm,

Kemâlim,

Zindanımı aydınlatan ışık,

Gözbebeğimsin..........."

**********


Şair'ler ve Aşk'ları!...

Binyıllardır süregelen evrende,

Az kullanılmış kelimelere sihir üfleyip,

Bâkire cümleler kuran;

Nakış nakış işledikleri dizelerinden,

Mısra mısra yüreğinden dökülenlerden

ve hissettirdiklerinden;

Sanki;

Başka bir evrene ait,

Başka bir boyutta gibi Aşk'ları...

Ne dersiniz?

Tıpkı;

Lamia ÇATALOĞLU'nun,

Cemil MERİÇ'e gönderdiği bir mektubunda:

"O kadar edebi yazıyorsun ki,

Beni o kadar yüceltiyorsun ki;

Hitap edilen kadın,

Ben değilim sanki." dedirtecek kadar...

İyi Pazar'lar...