Bugünkü yazımız;
“Hayırlı Cumalar” denildiğinde,
Sevap kazanıldığını düşünen yurdum insanının,
Bizzat içinde yaşadığı herhangi bir Cuma gününün yazısıdır dostlar…
Ve konumuz,
Yine Aşk ve Şiir'dir...
Aşk ve Şiir denildiğinde ilk akla gelen;
Turşu ile çirozu Şiir'e bağlayan
ve bunlarla kâlp çalarak tarihe geçen bir dünya şairinin,
Nâzım’ın hikâyesidir…
*****

Bilirsiniz dostlar!.
Şiir, bahanesidir hayatın,
Aşk ise, Şiir'in!...
Şiir, Aşk, hayat ve Nâzım...
Nâzım'ın güneş burcunun,
Yine, yeniden Aşk'ın etkisine girdiği zamanlardan birinde,
Usta'nın,
Eros'tan da yediği okun şiddetiyle;
Moskova'da bir toplantı esnasında tanıştığı bir tatlı kadına,
Vera'ya bir anda vurulması
ve O'nun da kâlbini çalmak arzuları arasında...
Yine âşıktır Nâzım
Ve Şiir’ler yine doğacak kıvamdadır…
Vera'ya Şiir'ler yazıyordu Usta;
Her fırsatta yüzüne okuyor,
Türlü türlü hediyeler de alarak kur yapıyordu adeta...
*****

Gerisini Vera'nın ağzından dinleyelim:
"Nâzım atağa kalkmıştı.
Bu durum, her haliyle belli oluyordu.
Bana, henüz genç olduğunu kanıtlamaya karar vermişti...
O'nu unutmam şurada dursun,
Kendisinden bir dakika bile kopmama olanak vermiyordu...
Günde on kere telefon ediyordu.
Hiçbir şey umurunda değildi.
O anda çalışıyor oluşum,
Evli oluşum,
Kendisiyle telefonda konuşmamın kimi kez uygun olmayışı
ve çoğu kez olanaksızlığı…
Açıyordu telefonu...
Senaryo bölümünden bir an ayrılmayayım,
Hemen dört katlı stüdyoda aramaya başlıyorlardı beni.
Nâzım telefondaydı...
Ya kendisi getiriyor ya da şoförüyle kocaman pastalar,
Kutu kutu çikolatalar,
Çiçekler gönderiyor
ve daha türlü türlü şeyler yapıyordu…
Tek amacı vardı: O’na ilgi duymamı sağlamak.
Bunun için yapamayacağı şey yok gibiydi…
Dumas’nın, Dostoyevski’nin romanlarında;
Kadınlara nasıl kur yapılıyorsa, öyle kur yapıyordu...”
Nâzım kendi gibi sıra dışı bir kadına âşık olmuştu.
Vera, çikolatalarla tavlanacak bir kadın değildi...
*****
Yine elinde çiçeklerle Vera’ya gittiği bir gün,
Vera'nın iş arkadaşı Rais öğüt verdi Nâzım’a:
“Eğer O’nu hoşnut etmek istiyorsanız;
Hıyar turşusu, çiroz gibi şeyler getirin de,
Bakın o zaman nasıl sevecek sizi...”
Ve bu öğütten sonra;
Litre litre turşular,
Vera'nın masasına doluşmaya başladı...
Sonrası mı?
Sonrası hepimizin mâlumu!...
Turşu ve çirozla karışık Şiir de girince devreye,
Nâzım;
Turşu ve çirozu Şiir'e bağlayan
ve bunlarla kâlp çalan ilk erkek olarak tarihe geçiyordu...
Sahi, Sevgi neydi?
Sevgi, emek’ti.
Sevgi, ilgi göstermekti.
Bir olmaktı, tamamlanmaktı, kendinden geçmekti.
Sevgi, düşünmekti.
Sevilmeyi beklemeden, ibadet edercesine sevmekti…
Şiir olsun hayatınızda dostlar...
Şiir'i yazdıran, yaşayan ve yaşatan da...
Aşk mı?
Daima...





