ÇOBANDAN LİDERLİK DERSLERİ
Reklam
  • Reklam
Reklam
Hayri ÜN

Hayri ÜN

Haykıran Sessizlik

ÇOBANDAN LİDERLİK DERSLERİ

28 Ağustos 2018 - 14:16

(YOL GÖSTER, İZLE, YARDIM ET)

Hani bazıları derler ya:

- Benim oyumla dağdaki çobanın oyu aynı mı olur.

Aslında biz de çok daha iyi bir deyim vardır:

“10 koyunu güdemeyen”

Umarım 10 koyunu versen, güdemeyecek olan o bazıları bu yazımı okurlar ve düşüncelerini bir daha gözden geçirirler.

İyi bir çoban gerçek bir liderde olması şu üç özelliği öğrenir, tecrübe eder ve yıllarca başarılı bir şekilde uygular. İyi bir çoban (lider), “Yol gösterir”, “İzler” ve “Yardım eder”.

Gelin, sizinle iyi bir çobanın bir gününü irdeleyelim.

Yaz aylarında çoban akşamüzeri hava serinlediğinde koyunları ağıldan meraya çıkarır. Onların başında koyunların karnını en iyi şekilde doyurabileceği meralara doğru onlara “Yol gösterir”.

Bu her gün onlarca kilometre yolculuk demektir. Çobanın “İzlemesi” daha ağıla girdiğinde başlar ve onlarca kilometrelik yol boyunca devam eder. Çoban koyunların içinde “öksüren, ayağı seken, yarası olan, yavaş yürüyen, yemek yeme iştahı olmayan” vb. var mı diye “İzler”. 300 koyunun içinde böyle bir koyun bile varsa ona hemen müdahale eder, “Yardım eder”. Belki rahatsız olan koyun o gün meraya çıkarılmaz, ilaç verilecekse verilir, iğne yapılacaksa yapılır.

Çoban onlarca kilometrelik yol boyunca bir kez olsun bile sürüsünü yalnız bırakmaz. Sürüye sürekli “Yol gösterir”, sürünün dağılmasını, sürünün zarar verebileceği tarla vb. yerlere girmelerine engel olur. Herhangi bir kurt vb. saldırılarına karşı köpekleri ile birlikte her an tetiktedir. Koyunların güvenli ve huzurlu bir şekilde karınlarını doyurabilmeleri için onlara sürekli “Yardım eder”. Koyun kendini güvende ve huzurlu hissetmezse yerden bir ot bile almaz. Kafası havada olur ve karnını doyuramaz. Bu yüzden koyunun sürünün başındaki çobana güvenmesi çok önemlidir.

Sürünün başında iyi bir çoban varsa ağıldan çıktıktan 3-4 saat sonra sürünün karnı doyar ve koyun yatar. Bu arada saat gece on iki, bir gibi olmuştur. Çoban heybesindeki çaydanlığını ve azığını çıkarır, ateşini yakar, çayını içer, karnını doyurur. Bu sırada da çoban “İzlemeye” devam eder. Koyunun hepsi yatmış mı? Yatmayan koyun varsa büyük ihtimalle karnı doymayan koyun vardır. Bunun sebebi ya koyunun rahatsızlığı ya da yaşlılığı olabilir. Koyun yaşlı ise dişleri düzleşmeye başlamış, hatta dökülmeye başlamış olabilir. Bu yüzden koyun yerden ot koparamamış ve karnını doyuramamıştır. 300 koyunluk sürüde 5 tane böyle karnı doymayan koyun varsa sürüyü yatırmaz. O beş koyun ota doğu gittiğinde bütün sürü ayağa kalkar. Ardından çoban da onların ardından koşturur.  Bu yüzden o beş koyunun tespit edilmesi çok önemlidir. Onlar tespit edilir. Hasta ise tedavileri yapılır, iyice yaşlı olanlar bir daha meraya çıkarılmaz, çiftlikte bakılır, sonunda da sürünün dışarısına çıkarılır.

Eğer karnını doyuramayan koyun yoksa; sürü huzurlu bir şekilde gün ağarana yakın zamana kadar yatar. Eskilerin deyimiyle “kerahat” vaktinde koyun tekrar kalkar ve yemeye başlar.  Bu defa çobanla birlikte gidilen onlarca kilometre yolun dönüşü başlar. Bu dönüş yolunda da çoban “Yol göstermeye”, “İzlemeye” ve “Yardım etmeye” devam eder. Yolda bazen doğum yapan bir koyun olur, onun yavrularını ağıla götürmek çobanın görevidir. Bazen koyunun birisinin ayağı kaya yarığını sıkışır, çoban onun ayağını yarıktan çıkarmasına “Yardım eder”. Çoban onun dağda tek başına bırakamaz. 300 koyunun içinde çoban bunları “izlemek” ve görmek zorundadır.

Sonunda hava çok saha serinken sürü ağıla ulaşır. Bu anda çok ayrı seremoni başlar. Sürü ağıla yaklaştığında koyunlar “meee”lemeye başlar. Bu sırada ağılda annelerine bekleyen yüzlerce kuzu da onlara cevap verir. Kuzular salıverilir, her kuzu 300 koyunun içinde annelerini buluncaya kadar bu hep bir ağızdan “Meee”leşme devam eder. Her kuzu annesini bulunca da ovayı bir sessizlik kaplar.

Çoban bu sırada “İzlemeye” devam eder. Arada bir iki kuzu annesini bulamamış olabilir, o kuzuların annelerini bulmalarına “Yardım eder”. Normalde bir koyun kendi kuzusundan bir başka kuzuyu emzirmez. Kendi kuzusunun dışında bir kuzu geldiğinde ona başıyla vurarak kendisinden uzaklaştırır. 300 koyun, 500 kuzu bile olsa bir kuzu bir başka annesinden başkasından süt içemez. Bazı kuzuların anneleri olmayabilir. Kuzuyu doğururken ay da daha sonra ölmüş olabilir. Bu durumda çoban kuzusu ölmüş ya da tek kuzulu anne koyunları bulur. Onları tutar ve öksüz kuzuların onların sütlerini içmesine “Yardım eder”.

Anneler ve kuzularının birleşmesinden sonra anneler ve kuzuları ayrılır. Eğer verilecekse annelere ek yem verilir. Kuzular da ayrı bölme alınır. Bu anda da çobanın “izlemesi” devam eder. Koyunları karnı tok ise hemen ağılda yatmaya ve geviş getirmeye başlarlar. Hatta çok yedilerse koyun bir tarafının üzerine yatar, rahatsız olur, döner diğer tarafına yatar. Bunu “İzlemek” çoban için bir zevktir. Çünkü koyunlar tam olarak doyurulmuştur.

Hatta çoban sürünün bokuna bile bakar. Eğer koyunların boku herkesin bildiği gibi zeytin gibi tane tane ise koyun tam olarak doymamıştır. Koyunların boku inek boku gibi top halinde ise koyunun karnı iyi doymuştur.

Bazı durumlarda özellikle ilk doğumlarını yapan genç koyunlar kuzuyu çıkaramayabilir. Onların “İzlenmesi” ve onlara “Yardım edilmesi” gerekir. Çoban bunları “İzler”, kuzunun ters gelmesi vb. gibi durumlarda “Yardım eder”. Kendisinin yetemediği durumlarda uzman bir veterinerden yardım alır.

Doğaldır ki; koyunlar çobana “Rahatsızım, doğum yapacağım, karnım doymadı vb.” diyemezler. Ancak çobanın sürüsü 300 koyundan oluşuyorsa; 300 bireye “Yol gösterebilmeli”, “İzlemeli” ve “Yardım etmelidir”.

Bir de “Ne olacak koyun gibi her dediğini yapar” derler ya. Hiç de öyle değil. Eğer sürünün başındaki çoban gerçek bir çoban, daha doğrusu lider değilse; koyunlar onun hiçbir dediğini yapmaz. Hatta huzursuzluklarından yerden ot bile almazlar. Aç gider, aç gelirler. Eğer başlarındaki çobana inanıyorlarsa; tereddütsüz ardından dereye atlarlar. Çobanın bir ıslığı ile üç adım önlerinde olan taze arpa tarlasına girmezler, geri döner gelirler. Çoban durur, dururlar. Çoban yürür yürürler.

Denemek isterseniz, 10 tane koyunu alın meraya çıkarın. Eğer koyunlar sizi çoban olarak kabul etmezlerse; (ki başta kabul etmeyeceklerdir) kendi kafalarına göre takılırlar. İkisi bir tarafa üçü bir tarafa giderler. Hele bir de ürkerlerse; arkalarından koşsanız da yakalamazsınız. Bir saat içinde kan ter içinde soluk soluğa kalırsınız, koyunlar da aç kalır. Hatta eve ikisini, üçünü kaybetmiş halde dönersiniz. 10 koyunu güdememek sözü işte bunu anlatır.

Çoban sürüsünü her zaman “İzler”. Hatta onların gözlerinin içine bakar. Çobanın “koyunların gözleri gülüyor” tabiri vardır. Çoban onu bilir. Koyunun karnı tok, huzurlu ise kendini güvende hissediyorsa; gözlerinin içi güler. Ne yese ona yarar, kuzusuna iyi bakar. Bazen çoban iyi bakılmayan bir sürü gördüyse onlar için “Koyun ağlıyor” der ve o sürüde yakın zamanda hastalıklar, ölümler başlar. Kuzular bakılmaz, zayıf kalır.

Çoban doğan kuzuların bakımları, aşıları vb. takip eder. Gelecek sene için sürüsünü gençleştirir. Bunun için kendine damızlık olarak gelişimi iyi olan ikiz kardeşi olan genç koyun ve koçları ayırır. Dışarıdan kan değişimi için yine ikiz kardeşi olan genç koyun ve koçları sürüsüne katar. Böylelikle sürüye “Yardım eder”

Ve eğer her şey iyi gittiyse ve ikizlilik oranı da 1.7 ulaştı ise; iyi bir çobanın elinde 300 koyundan sekiz ayda satılmaya hazır 510 kuzu olur. Bu da koyunların ona emeklerinin karşılığında verdiği cirodur.

(yazının en önemli bilgisini verdiğimin farkındayım. Hemen hesaplamışsınızdır. Kuzuları 800’den satsa, sekiz ayda 408 bin TL… Yem de meradan bedava… Aslında o kadar değil, işin işine girerseniz, öğrenirsiniz)

Çoban bu liderlik meziyetlerini daha çocukluğundan itibaren edinmeye başlar. Başta belki küçüklü büyüklü hatalar yapar, ama sonunda uygulayarak öğrenir. 300 tane bireyi yönetmek her babayiğidin harcı değildir.

Masaya oturup makamdan aldığı güçle oraya buraya talimatlar vermekle, ekiple beraber olup onlara “Yol gösterme”nin arasında;

Bakmakla, görmek arasında; Eline aldığı bilanço cetvellerine bakarak ekip hakkında karar vermekle; onlarla kilometrelerce yol yürüyüp izlemek arasında;

Maaşını ben veriyorum demekle, ekibin her zaman yanında olup en ufak sıkıntıda, anında onlara yardım etmek arasında;

Çok büyük farklar vardır.

Bu açıdan bakıldığında Çobanlığın peygamber mesleği olması, Allah’ın peygamberlerini çobanlık yaptırarak geliştirmesi boşuna değildir. Eğer “Yol göstermeyi”, “İzlemeyi”, “Yardım etmeyi” öğrendi iseniz ve başarılı bir şekilde uygulayabiliyorsanız çok başarılı bir lider olursunuz.

Aklınıza şu soru gelebilir: (Benim aklıma geldi)

Peki bu kadar iyi uygulamalı lider olan çobanların, hayat şartları neden kötü?

Eğer çobanlar çok iyi liderlerse; neden büyük şirketler kuramıyorlar?

Ülkemizde neden hayvancılık geriye gidiyor?

Bu soruların cevaplarını bir başka yazımda ele alacağım.

O yazıma hazırlık olsun diye ben birkaç soru sorayım:

Çobanlar bu kadar iyi lider olduklarının farkında mı?

Millet olarak biz bu potansiyelin farkında mıyız?

Bu potansiyeli kullanmak için emek harcıyor, destekliyor muyuz?

YORUMLAR

  • 0 Yorum