Üzeyir Garih'ten liderlik, strateji adına aldığım üç ders
Hayri ÜN

Hayri ÜN

Haykıran Sessizlik

Üzeyir Garih'ten liderlik, strateji adına aldığım üç ders

16 Aralık 2018 - 18:21

Not: Bu yazı dizisini 15 Temmuz hain darbe girişinden bir buçuk yıl önce yazmıştım.

 

1998 yılının Ocak ayında, Üzeyir Garih’i Denizli’de dinleme ve sonrasında kısa da olsa görüşme şansım olmuştu. Üzeyir Garih o konferansta değişik konular anlatmıştı. Ancak o konferanstan ve buluşmadan, bana aldığım üç ders kaldı ve bugüne kadar hiç unutmadım. Öncelikle bu üç dersi kısaca ifade edeyim, daha sonra da onları açıklayayım.

 

1. El sıkmanın ne kadar önemli ve anlamlı olduğunu öğrendim.

2. Turgut Özal ile yaşadıklarından uzun vadeli düşünmenin yani stratejinin nasıl olması gerektiğini öğrendim.

3.  Sokullu Mehmet Paşa ile ilgili anlattıklarından, kendini idarecisinden daha büyük göstermeye çalışanın kellesinin gideceğini öğrendim.

 

Birinci Ders: El Nasıl sıkılır?

 

Üzeyir Garih, bahsettiğim konferanstan sonra lobide oturuyordu. Yanına gidip, “çok yararlı bir konferans olduğunu ve ileriki yaşantımda benim için faydalı olacağını” söylemek istedim. Yanına yaklaştım ve –

 

-  Merhabalar efendim. Dedim.

 

Beni görünce bana tüm vücudu ile doğru döndü ve ayağa kalktı. Gözlerimin içine bakarak:

 

- Merhabalar. Dedi ve elimi sıktı.

 

Eli, elimi öyle bir şekilde kavradı ki, ellerimizin tamamen temas ettiğini hissettim. Bazılarının elinin ucu ile tokalaştığından çok farklı idi.

 

Eli, elimi öyle bir şekilde sıktı ki, ne elim acıdı, ne de bir gevşeklik hissettim. O an ayağım kaysa, yere düşmeyeceğimden emin hissettim.

 

El sıkışı bende kendisine son derece güvendiği hissini oluşturdu. Bunun yanında garip şekilde, ben de onun el sıkışı ile kendime güvendiğimi hissettim. Sanki onun el sıkışı bana “sana güveniyorum, sen değerlisin” diyordu.

 

Bana doğru dönüşü, el sıkışı ve gözlerimin içine bakışı ile bana:

 

- Söyle!.. Seni dikkatle ve son sözüne kadar dinleyeceğim. Çok da acele etme, ellerini sımsıkı tutuyorum, bir yere gidemezsin. Dedi.

 

Ardından da oturmamı istedi. Bu da pek alışık olmadığım bir tavırdı. Genelde böyle kişiler, ayaküstü dinlerler ya da dinler gibi gözükürler. Çoğu zaman oturup konuşacak kadar vakitleri de yoktur. Ancak Üzeyir Garih gibi birisinin vakti vardı ve bana yanıma otur konuşalım demişti.

 

İnanın bu yazıyı yazacağım için o gün ne konuştuğumuzu hatırlamaya çalıştım. O konuşmamızın tek kelimeni bile hatırlamıyorum. Sadece o ortamda çok rahat olduğumu ve içimden gelenlerin tek kelimesini bile saklamamadan konuştuğumu hatırlıyorum.

 

Her ne olursa olsun; ben öğreneceğimi öğrenmiştim.

 

El sıkmanın nasıl olması gerektiğini ve bir el sıkma ile neler anlatabileceğimi, uygulamalı yaşamıştım.

 

Devam edecek….

 

Dostlukla…

 

[email protected]

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum