12 Eylül 1980… Tam 45 Yıl Önce Bugün!..
Türkiye sabaha karşı tank sesleriyle uyandı. Sokaklarda postalların gölgesi, evlerde korkunun buz gibi sessizliği vardı. Sözde “düzeni sağlamak” için harekete geçen generaller, aslında bir ülkenin demokrasi mücadelesini boğmaya çıkmıştı.
O günün bilançosu ağırdı:
650 bin kişi gözaltına alındı.
1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
230 bin kişi sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı.
50 kişi idam edildi, onlarcası işkencede öldürüldü.
Binlerce dernek, sendika, parti kapatıldı.
Üniversiteler susturuldu, gazeteler kapatıldı, köşe yazarları yasaklandı.
Bir gecede Meclis lağvedildi. Anayasa çöpe atıldı. Halkın iradesi yok sayıldı. Kısaca ülke tank paletlerinin altında ezildi.
Şimdi 45 yıl sonrasına bakalım.
Aradan yarım asır geçti ama biz hâlâ karanlığın tam ortasındayız.
Bugün tank yok belki, ama yerine tomalar var, yandaş medya, troll orduları, polis barikatları ve kumpas davaları var.
O gün Kenan Evren vardı, bugün Recep Tayyip Erdoğan.
O gün sıkıyönetim vardı, bugün OHAL yasalarıyla fiilen süren bir baskı rejimi.
O gün “darbe” deniyordu, bugün “seçim” maskesi altında aynı sindirme siyaseti yürütülüyor.
Fark sadece yöntemlerde. Zihniyet aynı.
Dün cuntacılar muhalefeti yok etmek için Meclis’i kapattı, bugün iktidar CHP’yi kendi içinden çökertmek için oyun üstüne oyun kuruyor. Dün örgütlü mücadele hedef alındı, bugün de aynı.
Özgür Özel ve Özgür Çelik: Bugünün Direnen Sesleri
Genel Başkan Özgür Özel, Meclis kürsüsünden iktidarın yolsuzluklarını, hukuksuzluklarını haykırıyor. Ne zaman konuşsa hedef oluyor. Tıpkı 12 Eylül’de üniversite anfilerinde konuşan gençlerin susturulduğu gibi.
İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ise örgüt içinde demokrasiyi savunduğu için baskı altında. CHP’nin İstanbul’daki gücünü kırmak isteyen iktidar ve onun içerideki işbirlikçileri, Çelik’in önüne taş koymak için her yolu deniyor. Bu tabloyu 1980’den hatırlıyoruz: O zaman da önce örgütleri dağıttılar, sonra toplumu teslim aldılar.
Bugün CHP üzerinde oynanan oyun, aslında Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alma girişimi.
Çünkü iktidar şunu çok iyi biliyor: CHP düşerse, muhalefet susarsa, Türkiye tam anlamıyla teslim alınır.
Aynı Karanlığın Devamı
12 Eylül’ün cuntasını konuşurken “o günler geride kaldı” demek büyük bir yanılgı olur. Çünkü biz hâlâ aynı karanlığın içindeyiz.
O gün işkenceler, çığlıklar vardı, bugün Silivri’de, cezaevlerinde hukuk dışı tutuklamalar var.
O gün kitaplar yasaklandı, bugün gazeteciler susturuluyor, sosyal medya hesapları kapatılıyor.
O gün meclis kapatıldı, bugün Meclis işlevsiz bırakıldı.
O gün darbe bildirisi vardı, bugün saraydan inen kararnameler.
Kısacası 12 Eylül bitmedi, sadece şekil değiştirdi. Tank paletlerinin yerini, ekranlardan yayılan propaganda aldı. Postalların yerini, troll hesapların linçleri aldı. İşkencelerin yerini, adliyelerdeki kumpaslar aldı.
Hala Karanlığın Tam Ortasındayız!..
Bugün için kimse “Türkiye karanlıktan çıktı” diyemez. Tam tersine, biz hâlâ karanlığın tam da ortasındayız. Ama önemli bir fark var: O gün sokaklarda gençler işkencede kırıldı, bugün milyonlar susmuyor.
Özgür Özel’in sesi, Özgür Çelik’in mücadelesi, Ekrem İmamoğlu’nun direnci ve içerideki belediye başkanlarının kararlılığı, 12 Eylül’ün gölgesine karşı verilen direnişin bugünkü sembolleridir. İktidar ne kadar baskı kurarsa kursun, bu zinciri kıramıyor. Çünkü her yeni kuşak, önceki kuşakların bedellerini unutmuyor.
Bugün CHP’nin içinde verilen her mücadele, sadece parti içi bir kavga değil; aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin parçasıdır.
Ve bu yüzden net söylüyorum:
12 Eylül cuntasının çocuklarıyla, bugünün saray rejimi aynı karanlığın mirasçılarıdır.
Dün darbeyle, bugün seçim maskesiyle; ama aynı yöntemle: baskıyla, korkuyla, sindirmeyle iktidarlarını ayakta tutuyorlar.
Ama tarih bize şunu da öğretiyor:
Her karanlığın bir sabahı vardır.
Ve Türkiye, o sabahı yine mücadele edenlerin elleriyle görecektir.
Mustafa Kemal Atatürk, milletine şöyle demişti:
“Türk milleti, hürriyetini ve bağımsızlığını korumak için lazım gelen kudreti damarlarındaki asil kanda bulacaktır.”
Bugün karanlığın ortasında da olsak, yolumuz açıktır. Çünkü Atatürk’ün işaret ettiği hedef bellidir:
“Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan sizlersiniz.”
O yüzden…
Ne 12 Eylül’ün cuntasına,
Ne bugünün saray rejimine,
Ne de yarının baskıcılarına boyun eğmeyeceğiz.
Çünkü bu ülkenin pusulası Atatürk’tür.
Rotası Cumhuriyet’tir.
Hedefi tam bağımsızlıktır!..






