İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Denizli’de kameraların karşısına geçti. “Suçla ve terörle mücadelede kararlıyız, siz ihbar edin biz gereğini yapalım” dedi. Rakamlar sıralandı: 26 ayda suç aydınlatma oranı yüzde 68’den 82,3’e çıktı. 1.250 suç örgütü çökertildi, 3,6 milyar dolarlık mal varlığına el kondu. İstatistikler parladı, yüzdeler havada uçuştu.
Ama halkın yangınlarına, kadın cinayetlerine, sahte diplomalara, yoksulluğa ve kaybolan hayatlara dair ihbarları kim dinleyecek? Gerçek suç, sokakta hâlâ nefes alıyor. Adalet, tabelalarda var ama hayatın içinde yok.
Adaletin olmadığı yerde, Sayın Ali Yerlikaya, istatistiklerin bir anlamı yoktur. Denizli’de dile getirdiğiniz yüzdeler, tablolar ve başarı hikâyeleri… Kâğıt üzerinde parlak görünebilir, ama sokaktaki yangını, yoksulluğu, kadın cinayetlerini, sahte diplomaları ve kaybolan hayatları örtmez. Bu ülkenin gerçek gündemi, raporlara girmeyen, ama her hanenin kapısını çalan acılardır. Rakamlar konuşur, ama vicdan sustuğunda geriye sadece koca bir yalan kalır.
Türkiye, Temmuz ve Ağustos’ta sadece alevlerle değil, ihanetle, yalanla, zulümle yanmadı; aynı zamanda aklın ve adaletin de küllerine gömüldü. Bu iki ay, sadece bir felaket değil, bir cinayet sahnesiydi. AKP, elinde meşaleyle ülkeyi ateşe verdi; halk, küllerin altında can çekişti. Ormanlar, vicdanlar, umutlar… Hepsi yanıyor. Ve şimdi bu ateşin en alçak, en iğrenç yakıtı olarak karşımıza 400 sahte diploma skandalı çıktı. Çünkü bu yangın sadece ormanları değil, ülkenin geleceğini, gençliğini, devleti de yok ediyor. İşte, gözyaşıyla yazılmış, öfkeyle bilenmiş, ruhla yoğrulmuş kara tablo:
Demokrasinin Celladı
Temmuz’un ilk günü İzmir’de seçilmiş belediye başkanı Tunç Soyer’in kelepçelenmesiyle başladı. 157 kişiyi yutan operasyonlar, AKP’nin demokrasiyi katletme marşıydı. Halkın iradesi, sandığın namusu, iktidarın çizmeleri altında ezildi. Bu bir tutuklama değil, bir idam! Demokrasinin kalbine kelepçe vuruldu. İktidar, halkın sesini boğmak için kanlı bir tiyatro sahneledi. Demokrasi dedikleri, bir yalan; özgürlük dedikleri, bir kelepçe!
5 Temmuz’da Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve bazı muhalif belediye başkanları, iktidarın yerel yönetimlere yönelik siyasi tasfiye operasyonunun hedefi oldu. Yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla yapılan gözaltı ve tutuklamalar, halkın iradesine vurulan büyük bir darbedir. Gerçek suç, seçilmişlerin görevden alınması ve demokrasinin çökertilmesidir.
Ormanlarımız, ciğerlerimiz yandı!..
Manavgat’tan Eskişehir’e uzanan yangınlar 17 canımızı aldı. İki kardeşimiz Denizli'dendi. Hilmi Şahin(24) ve Sercan Ütni(26) Alevler karşısında çaresiz kalıp görev şehidi oldular. Mekanları Cennet olsun.
Temmuz ve Ağustos’ta ülke genelinde 1.700 yangın, 40.000 hektar ormanı kül etti; Maalesef, sadece ormanlarımız değil, geleceğimiz, nefesimiz yandı. AKP’nin “Avrupa’nın en büyük yangın filosu” palavraları alevlerin altında eridi. 27 uçak, 105 helikopter, 14 İHA dediler. Nerede bunlar? Gökyüzünde tur atan propaganda balonları! Özgür Özel’in haykırışı hepimizin öfkesiydi: “14 lüks uçak var, ama alevler sönmedi” Yangın yerinde halk çaresiz, iktidar kürsüde palavra atıyor. Ormanlarımız, AKP’nin talan politikalarının kurbanı oldu.
Çocuklarımızın Emeği, Hayalleri ve Geleceği Yine Çalındı
1 milyona yakın öğrencinin ter döktüğü LGS’de, sınav devam ederken soruların ve cevap anahtarlarının özel bir WhatsApp grubunda dolaşıma girmesi, çocukların emeğine atılmış en büyük ihanettir. 719 birincinin çıktığı bu sınav, adaletin yerle bir edildiği, alın terinin çalındığı bir skandala dönüştü. Milyonlarca ailenin umut bağladığı bir gelecek, birkaç kişinin çıkarına kurban edildi. Sosyal medyada yayılan görüntüler, haber sitelerindeki iddialar ve MEB’in yetersiz açıklamaları, adalet arayan çocukların gözünde devlete olan güveni sarsmıştır. Bu sadece bir sınav skandalı değil; emeğin, hayallerin ve geleceğin gaspıdır.
Talan Yasası Meclis'ten geçti
Ama asıl ihanet, İklim Kanunu kisvesiyle geldi: 19 Temmuz 2025’te Meclis’ten geçen “Talan Yasası”, zeytinlikleri, ormanları, meraları maden şirketlerine peşkeş çekti. İkizköylülerin açlık grevi, köylülerin çığlıkları hiçe sayıldı; “kamu yararı” maskesiyle şirketlerin kasaları dolacak, halkın toprağı gaspedilecek! Bu yasa, doğanın değil, sermayenin zaferi; tarıma, köylüye, geleceğe vurulan bir hançer oldu. İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın “Yasa geçerse açlıktan öleceğiz!” çığlığı ve 14 günlük açlık grevi, Meclis’teki rant pazarlığını durduramadı.
İhmallele Askerlerimiz Şehit Oldu
Pençe-Kilit’te 12 askerimiz metan gazında boğuldu. İskenderun’da susuzluk, iki Mehmetçiği daha toprağa gönderdi. Bunlar kaza değil, cinayet! AKP’nin sahadaki beceriksizliği, güvenlik politikalarındaki çürümüşlük, kahramanlarımızı elimizden aldı. “İhmal yok” dediler, ama her yalanları kan kokuyor. Askerlerimiz göz göre göre ölüme terk edildi. Bu mu vatan sevgisi? Bu mu devlet? İktidar koltuğunu korurken Mehmetçik canıyla bedel ödüyor! Kınalı kuzularımız tek tek şehit oluyor!..
Sansürün Karanlık Pençesi: Gerçekler Kelepçede
Sözcü TV’ye 10 gün kapatma, Grok’a Şafak Operasyonu (erişim engeli) … AKP gerçeğin düşmanı, özgürlüğün celladı! İfade özgürlüğü onların korkulu rüyası. Teknolojiyi bile susturdular, çünkü halkın sesinden, hakikatin ışığından ödleri patlıyor. Sansür onların kılıcı; korku onların zırhı. Ama unuttukları bir şey var: Gerçek zincir tanımaz; halkın öfkesi kelepçeyi kırar!
Barış Masalı mı, İktidarın Kirli Oyunu mu?
PKK’nın sembolik silah bırakma tiyatrosu, ardından gelen AKP-MHP-DEM Parti ittifakı… Bu barış değil, kanlı bir pazarlık! Kürt meselesi halkın değil, koltuk sevdalılarının oyuncağı oldu. Barış dedikleri sadece iktidar hırsı; çözüm dedikleri sadece bir yalan. Halk yine ortada, umutlar yine satılık!
Kadınlarımız tek tek katlediliyor bu ülkede!..
Temmuz ayı içinde ve Ağustos ayının ilk haftası 72 kadın katledildi bu ülkede! Denizli’de bir polis, eşi ve iki çocuğunu uykuda katletti. Kadınlar evlerinde değil, mezarda yaşıyor. AKP’nin koruyucu yasaları bir kâğıt parçası; kadına şiddet bu iktidarın sessiz onayıyla büyüyor. 72 can, 72 çığlık, 72 lanet! İktidar, bu feryatları duymuyor çünkü vicdanları sağır, kalpleri taş!
Ekonomik Çöküş: Umudun İdamı
Döviz fırladı, enflasyon patladı, halkın cebi delindi. Ekmek lüks, umut hayal oldu. AKP’nin ekonomi yönetimi, bir ülkeyi değil, bir milleti batırdı. Gelecek, bu iktidarın beceriksiz ellerinde intihar etti. Halk açlık sınırında çırpınırken iktidar lüks sınırlarında dans ediyor. Bu mu adalet? Bu mu refah?
Yangın Filosu: Gökyüzünde Yalan, Yerde Felaket
AKP, “Avrupa’nın en büyük yangın filosu bizde” diye övünüyor. 27 uçak, 105 helikopter, 14 İHA… Peki neden ormanlar hâlâ yanıyor? Neden canlar hâlâ gidiyor? “14 lüks uçak var, ama yangınlar sönmedi!” Filo dedikleri yangın söndürmüyor; sadece göz boyuyor. Yangın yerinde halk çaresiz, uçaklar propaganda göklerinde tur attı!
400 Sahte Diploma Skandalı
Ve şimdi, yüz karası, devletin içini kemiren 400 sahte diploma skandalı patladı. Sahtecilik, yolsuzluk, liyakatsizlikte sınır tanımayan iktidar, gençlerin, geleceğin umutlarını da baltalıyor. Üniversiteler değil, sahte diplomalar üretiyor; eğitim değil, rüşvet düzeni hakim. Bu skandal, AKP’nin sadece devleti değil, aklı, adaleti, güveni nasıl yerle bir ettiğinin kanıtı. Sahte diplomalarla yürüyen devlet, gerçek sorunları çözemez, çünkü gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. Bu diploma faciası, aslında devleti yakan yangının ateşleyicisi!
Fatih Altaylı’nın Boş Koltuğu ‘Tutuklandı’
Bugün ise, Fatih Altaylı’nın YouTube kanalına erişim engeli geldi. Karar sonrası sosyal medyada dolaşan "boş koltuk ve vantilatör" skeçi ortalığı yıktı geçti. Skeçte, Altaylı’nın boş koltuğu ve arkasındaki vantilatör “sanık” sandalyesine oturtuluyor, polis eşliğinde “suç aleti” olarak adliyeye götürülüyor. Mahkemeye çıkarılan koltuk ve vantilatör, “örgütlü yayın yapma” suçlamasıyla tutuklanıyor ve cezaevinde sigara içerken gösteriliyor. Binlerce kez paylaşılan bu görüntüler, “haber değil, resmen stand-up” dedirtti.
Fıkra gibi değil, fıkranın içinde yaşayan bir ülkeyiz.
Temmuz ayının ve Ağustos,'un ilk haftası, AKP’nin ihanetinin, yalanlarının, zulmünün kanlı karnesi. Yangınlar, şehitler, kadın cinayetleri, sansür, yoksulluk, sahte diplomalar… Hepsi bu iktidarın utanç abidesi.
Ne demişti Attilâ İlhan’ “Türkiye’m” şiirinde;
Türkiye’m
bir türkü söylenir kıyamet koparken
bir sevda büyür dağlar çökerken
türkü biter dağlar susar
sen kalırsın türkiye’m
yitip giden umutlara inat
kanayan yaralarına inat
bir bahar dalında çiçek açarsın
bir çocuk gülüşünde yeniden doğarsın
Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, zincirler kırılacak, güneş yeniden doğacak elbette!..
Her gecenin bir karanlığı, her karanlğın bir aydınlığı vardır mutlaka!