Denizli yanıyor. Ama alevler bacalardan yükselmiyor; evlerin içine çökmüş, insanların göğsüne oturmuş.
Bu şehir artık sabahları güneşle değil, ölüm haberleriyle uyanıyor.
15 yaşında bir kız çocuğu…
Daha çocuk. Daha hayatı tanımamış.
Kendini boşluğa bırakıyor.
Tıp fakültesi öğrencisi genç bir delikanlı…
Gelecek masalı anlatılan bir kuşaktan, sessizce çekiliyor.
İki çocuk annesi bir kadın…
Annelik bile tutamıyor hayatta.
Ormanlık alanda bulunan genç bir kadın…
Sessiz, yalnız, unutulmuş.
Ve son olarak…
32 yaşında, iki çocuk babası Ersin Yılmaz.
Bir baba…
İki yavrusunu yetim bırakıp gidiyor.
Bunlar sadece dünden bu yana yaşananlar...
Bir günde üç.
24 saatte beş.
Son iki ayda 50'ye yakın insan canına kıydı...
Bu bir tesadüf değil.
Bu bir istatistik hiç değil.
Bu, toplumsal bir çöküş belgesi.
Bu çöküş, 2025'te Denizli'de korkunç boyutlara ulaştı, kent umutsuzlukla boğuşuyor!
Bu bir tesadüf değil, bu bir çığlık! Umutsuzluğun, çaresizliğin, ekonomik çöküşün sessiz isyanı!
İşsizlik en büyük sorun, gençler gelecek göremiyor, babalar çocuklarına ekmek götürememenin acısıyla boğuluyor, anneler borç dağları altında eziliyor, çocuklar daha hayatlarının baharında karanlığa gömülüyor. Fahiş kiralar, eriyen ücretler, enflasyon canavarı... Denizli bir zamanlar sanayisiyle övünen kentti, şimdi intihar haberleriyle anılıyor!
Ey yetkililer!
Ey AKP Genel Başkan Yardımcısı!
Ey AKP Denizli Milletvekilleri Cahit Özkan, Nilgün Ök, Şahin Tin! Ey İl Başkanı Muhammet Subaşıoğlu! Halkınız canına kıyarken siz neredesiniz? Protokol ziyaretlerinde, hoş geldin törenlerinde gülümsüyorsunuz ama bu acıya kör, sağır kalıyorsunuz!
Büyükşehir Belediye Başkanı mecliste gündeme getiriyor, İYİ Parti Milletvekili Yasin Öztürk “Bu intiharların sorumlusu kim? Halkı bu hale kim getirdi?” diye haykırıyor, ama sizden tık yok! Soru önergesi yok, araştırma komisyonu yok, önlem yok!
Bu tablo toplumsal bir facia! Ekonomik krizin, yanlış politikaların eseri! Ruh sağlığı hizmetleri nerede? Gençlere destek mekanizmaları nerede? İşsizliğe, yoksulluğa çare nerede? Kapsamlı inceleme yapılmıyor, vakalar “bireysel” diye geçiştiriliyor.
Ama hayır, bu bir salgın!
Ve sorumlusu sadece yöneticiler değil...
Hepimiz suçluyuz!
Bu Bir Çığlık, Duymayan Sağırdır
Hâlâ “bireysel” diyen varsa, kusura bakmasın.
Bu artık bireysel değil, kitlesel bir çaresizliktir.
Bu ülkede:
Kiralar maaşları çoktan solladı,
Ücretler eridi, umut buharlaştı,
Gençler iş bulamıyor,
Babalar çocuklarına mahcup,
Anneler borçla, çaresizlikle boğuşuyor.
Uyuşturucu belası her yeri sardı.
Tacizler, tecavüzler aldı başını gidiyor. Kadınlarımız, çocuklarımız çaresiz, kimseye anlatamadıkları çaresizliklerinin çözümünü ölümde arıyor...
Sonra dönüp soruyorsunuz:
“Neden insanlar dayanamadı?”
Çünkü bu ülke insanına sadece sabretmeyi öğretti.
Yaşatmayı değil.
Başkan Çavuğoğlu meclis toplantısında bangır bangır bağırdı!
Bir gerçek var ki görmezden geliniyor.
Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu,
belediye meclisinde bu tabloyu bangır bangır bağırarak anlattı.
“Bu intiharlar bireysel değil, bu bir toplumsal çöküştür” dedi.
“Bu şehirde insanlar geçinemiyor” dedi.
“Gençler umutsuz” dedi.
Yani biri çıktı ve haykırdı.
Ama Ankara duymadı.
İktidar kulaklarını tıkadı.
Hâlâ Yatırım Masalı Anlatanlara
Bir de hâlâ “yatırım, yatırım” diye tutturup,
sosyal belediyeciliği küçümseyenler var ya…
Soruyorum:
Yatırım kimin için?
Beton insanı hayatta tutuyor mu?
İhale ruhu onarıyor mu?
İnsan açken, bunalımdayken, umutsuzken
yatırım masalı anlatmak vicdansızlıktır.
Bülent Nuri Çavuşoğlu mecliste insanı anlatırken,
siz hâlâ rakam sayıyorsunuz.
İnsan düşüyorsa,
yatırım değil, destek gerekir.
Ama Şimdi En Acı Cümle Geliyor
Sadece yöneticiler suçlu değil.
Evet…
Hepimiz suçluyuz.
Komşumuzun yüzü karardığında,
bir genç içine kapandığında,
bir baba “idare ediyoruz” dediğinde…
Görmedik.
Duymadık.
“Beni aşar” dedik.
Sessizlik bazen tarafsızlık değildir.
Bazen ölüme ortaklıktır.
Bu Böyle Gitmez
Bu şehir daha kaç çocuğunu toprağa verecek?
Daha kaç baba dayanamayacak?
Daha kaç anne sessizce yok olacak?
Bu bir alarmdır.
Ruh sağlığı destekleri hemen artırılmalı.
Ekonomik nefes alanları hemen açılmalı.
Gençlere umut hemen verilmeli.
Yoksa bu kan durmaz.
Denizli ağlıyor.
Türkiye ağlıyor.
Ve tarih şunu yazacak:
Uyaranlar vardı.
Bağıranlar vardı.
Ama duymayanlar da vardı.
Evet…
Hepimiz suçluyuz.
Ama hâlâ bir şans var.
Ya birlikte ses çıkaracağız,
ya da bu sessizlik mezarlık kadar kalabalık olacak.






