28 bin 75 lira.
Bir rakam değil bu. Bir ülkenin boğazına geçirilen ilmik.
Bir ailenin sofrasından eksilen ekmek.
Bir gencin yarınını toprağa gömen ücret.
“Net” dediler.
Evet net: Net bir yoksulluk. Net bir çaresizlik. Net bir toplumsal çöküş.
2026’da milyonlarca emekçinin eline geçecek para bu. Ama bu para yaşamaya yetmiyor. Bu para hayatta kalmaya bile yetmiyor. Bu para, insanı ayakta tutmuyor; insanı dizlerinin üstüne çökertiyor. Sonrası? Utanç. Borç. Karanlık. İntihar.
TÜRK-İŞ’in verileri ortada. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 30 bin lirayı aşmış, yoksulluk sınırı 97 bin liraya dayanmış. Asgari ücret bunun üçte biri. Yani bu ülkede asgari ücret, resmen açlık belgesidir. Devlet eliyle onaylanmış bir yoksulluk fermanıdır.
Kiralar Denizli'de 20-40 bin lira.
Elektrik, su, doğalgaz?
Ulaşım, okul, sağlık? Hesap makinesi bile ağlıyor.
Para ayın beşinde bitiyor.
Çocuklar aç yatıyor.
Anne babalar geceleri tavana bakıyor: “Nasıl geçineceğiz?”
İşte bu baskı öldürüyor.
Sessiz sessiz.
İstatistiklere sığmayacak kadar gerçek bir şekilde.
AKP iktidarında binlerce insan hayatına son verdi. Gerekçeler tanıdık: işsizlik, borç, haciz, geçinememek, “aileme yük oluyorum” duygusu. Veda notlarında aynı cümleler: “Çıkış bulamadım.” Çünkü bu düzen, çıkış bırakmıyor.
Bir baba…
İşsiz.
Evi haciz korkusunda.
Çocuğuna harçlık veremiyor.
Bir sabah kendini asıyor.
Bir anne…
Faturaları ödeyemiyor.
Mutfak boş.
Zehir içiyor.
Geriye ne kalıyor?
Yetim çocuklar.
Paramparça aileler.
Bir ülkenin vicdanına kazınan utanç.
Gençler mi? Onlar çoktan gözden çıkarıldı.
Üniversite mezunu ama işsiz.
İş bulsa asgari ücretle kölelik.
Ev hayali yok, evlilik hayali yok, çocuk hayali yok.
Genç intiharları patlamış durumda.
15-29 yaş grubunda intihar, ölüm nedenlerinde üst sıralarda. Sebep romantik değil, psikolojik masal hiç değil. Sebep ekonomik. Barınamamak. Geleceksizlik. Borç. Aileye yük olma korkusu.
Beyin göçü hızlanıyor. Gidemeyenler depresyonda. Kalanlar tükenmiş.
Aile kurumu da çöktü.
Boşanmalar rekor kırıyor.
Her 100 evliliğe 32-33 boşanma.
İlk 5 yılda dağılan yuvalar.
Neden?
Para kavgaları.
Geçim stresi.
Yoksulluğun doğurduğu şiddet.
Kadınlar ekonomik bağımlılıktan kurtulmak istiyor ama kriz onları da vuruyor. Çocuklar parçalanmış evlerde büyüyor. Travma üstüne travma. Türkiye, boşanmada Avrupa’nın zirvesine oynuyor. Bu tablo “kader” değil, iktidar tercihidir.
Ey AKP!
Bu 28 bin 75 lira, sadece bir maaş değil.
Bu intihar ücreti.
Bu aile yıkım ücreti.
Bu gençleri mezara gömen ücret.
Saraylarda “itibar” sürerken, halk pazar artıklarını topluyor.
Mehmet Şimşek “mali disiplin” diyor; kemer hep emekçinin boğazında.
Patronlara teşvik, yandaşlara ihale; işçiye sefalet.
Alım gücü yine eridi.
Yine kaybeden emekçi oldu.
Bu felaketlerin sorumlusu sizsiniz.
Anne babaların gözyaşı sizin.
Gençlerin kararan geleceği sizin.
Dağılan yuvalar sizin eseriniz.
Zam asgari, felaket azami.
Ama şunu iyi bilin:
Bu ülke bu yükü daha fazla taşımaz.
Bu halk bu adaletsizliği unutmaz.
Sandıkta da sorar, sokakta da sorar.
İnsanca ücret, insanca yaşam ister.
Çünkü yaşam, 28 bin 75 liraya sığmaz.
Çünkü insan onuru, sizin hesap tablolarınıza kurban edilemez.
Yeter.
Ama bu çöküş sadece emekçinin sırtına binmiyor; işveren de boğuluyor. Küçük ve orta ölçekli işletmeler nefes alamıyor, her gün yeni bir iflas, yeni bir kepenk kapatma, yeni bir konkordato haberi düşüyor ajanslara. Elektrik, doğalgaz, kira, hammadde, vergi, SGK primi… Devlet elini işletmenin boğazından çekmiyor, banka faizi tefeci düzenine dönmüş. Patron da köşede oturup keyif sürmüyor; o da geceleri uyuyamıyor, maaşı nasıl ödeyeceğini, kapıya dayanan icrayı, yarın dükkânı açıp açamayacağını düşünüyor. İşçiye zam yapamayan patron “vicdansız” ilan ediliyor ama kimse sormuyor: Bu düzen, hem işçiyi hem işvereni aynı anda ezen bir değirmen değil mi? Büyükler ayakta, küçükler eziliyor; zincir marketler büyürken esnaf yok oluyor. Bu iktidar, emeği de sermayeyi de korumuyor; üreteni cezalandırıyor, rantçıyı ödüllendiriyor.
Hani derler ya, “Bıçak kemiğe dayandı.” Bu ülkede artık bıçak kemiği geçti, iliği parçaladı. İşçi tükenmiş, işveren köşeye sıkışmış, gençler umudunu bavula koymuş; aile, sofra, gelecek dağılmış. Bu böyle gitmez. Gitmeyecek...
Derler ki “Zulüm ile abad olanın sonu berbat olur.” Bu ülkede emekçi ezilerek, işveren boğularak, gençler umutsuzluğa iterek kurulan hiçbir düzen ayakta kalamaz. Bu böyle gitmez. Gitmeyecek. Çünkü açlık sürdürülebilir değildir, umutsuzluk kalıcı olmaz. Tarih gösterdi: Halkın sırtına basarak yükselenler, ilk sarsıntıda yıkılır. Bugün karanlık derin olabilir ama tam da bu yüzden değişim yakındır.
Bu böyle gitmez.
Çünkü halk umudunu kaybettiği gün değil, yeniden ayağa kalktığı gün kazanır.
Umudu gömenler, yarınlara gömülür.
Çünkü bu ülke, umutsuzluğa teslim olmaz!..






