Türkiye’nin dört bir yanında gazeteciler bugün “Çalışan Gazeteciler Günü”nü kutlamıyor. Çünkü bu ülkede gazeteci olmak artık bir meslek değil. Bir ceza biçimi. 10 Ocak; yaş pastalarla, gülümseyen fotoğraflarla, klişe mesajlarla geçiştirilecek bir gün değil. Bu ülkede gazetecilik ödülle değil, bedelle yapılıyor. Türkiye’de gazeteci olmak zordur. Denizli’de gazeteci olmak daha da zordur. Ama mesele sadece Denizli değildir. Ankara’da da böyledir, İstanbul’da da, Diyarbakır’da da. Harita değişir, baskı değişmez. Bu ülkede tasarruf tedbirleri hep aynı kapıyı çalar: Gazetecinin kapısını. Çünkü gazeteci sadece haber yazmaz. Hafıza tutar. İz bırakır. Unutturmamaya çalışır. Ve iktidarlar en çok bundan korkar. Türkiye’de doğruları yazan gazeteciler cezalandırılır. Hapse atılır. Yargılanır. İşsiz bırakılır. Aç bırakılır. Manşeti yüzünden tutuklananlar vardır. Bir belge yayımladığı için “casus” ilan edilenler vardır. Bir soru sorduğu için terörle yan yana yazılanlar vardır. Cezaevi kapılarında bekleyen aileler vardır. Adliye koridorlarında yıllarını bırakan muhabirler vardır. Bir cümle yüzünden hayatı kararan insanlar vardır. Mesaj nettir: “Ya susacaksın, ya bedel ödeyeceksin.” Basın kartın iptal edilir. İlanın kesilir. Gazeten boğulur. Yetmezse kelepçe gelir. Sonra çıkıp utanmadan “Türkiye’de basın özgür” derler. Değil. Dünya ile kıyaslayalım. Avrupa’da gazeteci iktidarı denetler. Türkiye’de gazeteci iktidar tarafından denetlenir. Batı’da belge yayımlayan gazeteci ödül alır. Türkiye’de gözaltına alınır. Bu tablo utanç vericidir. Ama kimse utanmaz. Çünkü baskı normalleştirilmiştir. Denizli’de yaşananlar bu büyük tablonun küçük bir parçasıdır. Gazeteciler Cemiyeti üyelerine yıllardır verilen ücretsiz ulaşım kartları, Denizli Büyükşehir Belediyesi tarafından iptal edildi. Gerekçe: Sayıştay raporu. “Bu hakkınız yok” denildi. Oysa bu uygulama yeni değildi. 81 ilin tamamında yıllardır vardı. Ama önceki dönem, Osman Zolan zamanında; bu kartlar sadece gazetecilere değil, iktidara yakın isimlerin eşine, dostuna, akrabasına kadar dağıtılırken kimse Sayıştay’ı hatırlamadı. “Kamu zararı” kimsenin aklına gelmedi. Ayrıca, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Denizli'ye geldiğinde de, otobüsler tüm gün halka bedava oluyor ve binlerce partilileri ücretsiz miting alanına getirip, götürüyorlardı. Bunu o zamanlar yazmışmıydınız sayıştay raporuna? Ne olduysa, tam da Gazeteciler Günü’ne günler kala, CHP’li belediye döneminde oldu. Bu bir tesadüf değil. Bu, çifte standarttır. Burada bedeli ödeyen; günde 4–5 habere koşan, çoğu zaman asgari ücretin bile altında çalışan muhabirdir. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu bu gerçeği bilmeyecek biri değildir. Zor zamanlardan geçerek gelmiştir. Sahada çalışan gazetecinin ne yaşadığını görmezden gelecek biri değildir. Bu yüzden buradan açıkça söylüyoruz: Sayın Çavuşoğlu, bu durumu çözün. Teknik gerekçelerin arkasına sığınılarak bedelin gazetecilere ödetilmesine izin vermeyin. Gazetecinin sahada kalmasını sağlayacak bir yol mutlaka vardır. Bütün sayıştayın bu raporuna rağmen, Büyüyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu'nun karda, soğukta, yağmurda, çamurda hiç bir gazeteci arkadaşımı yolda bırakmayacağına olan güvencim sonsuzdur. Mutlaka yakın bir zamanda kesin bir çözüm bulacağına da inancım sonsuzdur. Ama bir parantez açmak gerekiyor. AKP İl Başkanı Muhammet Subaşıoğlu, yaş pastayla gazeteciler gününü kutladı. Bazı meslektaşlarımız da o pastayı gülerek kesti. Kimse sormadı: “Bu ülkede gazeteci neden hapiste?” “Bu ülkede gazeteci neden yoksul?” “Bu ülkede gazeteci neden susturuluyor?” Asgari ücret bile almayan, çoğu zaman görev anında yemek yemeyi bile unutan özellikle sahada koşan muhabir arkadaşlera yıllar önce verilen bu kartlar göze batıyor? Konu tasarruf tedbirleri ise, yüzlerce koruma ordusuyla dolaşan, iktidar kendine niye tasarruf uygulamıyor? Saray kendine niye bakmıyor? Ekmeğinin peşinde koşan muhabirin ücretsiz ulaşım kartına göz dikiyor? Soramazlar. Çünkü onların gazeteciliği risk istemez. Fotoğraf ister. Pasta ister. Gazetecilik seçerek yapılmaz. İktidarın karşısında susup, yerel yönetime gelince hatırlanan cesaret, cesaret değildir. O, vitrin süsüdür. Gerçek gazeteciler ise sahadadır. Yağmurda, çamurda, karda kışta. Cebinden harcar. Özgürlüğünü ortaya koyar. Bugün mesele kart değil. Bugün mesele şudur: Bu ülkede gazeteci misin, yoksa dekor musun? 10 Ocak kutlu olmayabilir. Ama bu ülkede hâlâ yazanlar olduğu sürece tehlikelidir. Çünkü baskı büyüdükçe hakikat daha yüksek sesle konuşur. Ve iktidarlar en çok da susmayan kalemlerden korkar. Not: Denizli'de ücretsiz ulaşım kartı, sadece sahada çalışan ve gerçekten üreten, haber için koşturan arkadaşlarım için olmalıdır. (Kendim adına ve gazetem adına hiç bir isteğim yoktur)






