Bir süredir siz okurlarımdan ve memleket gündeminden mecburen uzak kaldım. Canım annemin rahatsızlığı, üstüne bir de kolunun kırılmasıyla gelen o zorlu süreç; insanın vaktini de, zihnini de sadece sevdiklerine vakfetmesine neden oluyor.
Ancak biz hayatın telaşıyla uğraşırken, dışarıda sular durulmuyor. Hele ki şu Mart çıkışı ve Nisan girişi...
Denizli’m ve ülkem öyle yoğun bir gündemle savruluyor ki, bu haksızlıklara karşı sessiz kalmak mümkün değil. Siyasetin aynası isli, terazisi bozuk. Bir yanda vatan toprağını savunan gencecik Esra Işık'ın tutuklanması en çok canımı yakanlardan biri oldu. Diğer yanda "ayrıcalıklı" zümrelerin günahları erişim engelleriyle halı altına süpürüldü.
Gelin, Mart'tan Nisan'a sarkan bu çelişkiler yumağını tek tek ilmiğine ayıralım.
Akbelen’in Çığlığı: Toprağı Sevmek Ne Zamandan Beri Suç Oldu?
Muğla İkizköy’de bir dram, bir direniş, bir haysiyet mücadelesi yaşanıyor. Limak ve IC İçtaş’ın kömür hırsı için koca bir tarih, zeytinlikler ve ormanlar feda ediliyor. Cumhurbaşkanı imzasıyla 6 köyün tapulu arazisi bir gecede madene peşkeş çekildi.
İşte bu talanın ortasında bir isim: Esra Işık. İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın gencecik kızı... Tek suçu, bilirkişi keşfinde toprağına, geleceğine sahip çıkmak, haksızlığa ses yükseltmek. Gece yarısı operasyonuyla evinden alınan Esra, "görevi yaptırmamak için direnme" suçlamasıyla tutuklandı. Soruyoruz: Ormanı talan edenler, hukuku arkadan dolananlar serbestçe gezerken; ağacına sarılan genç bir kadını hapse atmak hangi adalete sığar? Esra’nın tutukluluğu, aslında halkın iradesine vurulan bir kelepçedir!
Uşak’ta "Çarşaf Çarşaf", Köşk’te "Erişim Yasak!"
Gelelim siyasetin kirli çamaşırlarına... Uşak’ın eski CHP’li Belediye Başkanı Özkan Yalım; rüşvet, ihale yolsuzluğu ve özel hayatı üzerinden manşetlerden düşmedi. Medya günlerce "çarşaf çarşaf" yazdı, yargı jet hızıyla hareket etti. Yolsuzluk yapan kim olursa olsun hesabını versin, ona sözümüz yok. Asla savunmuyorum, asla desteklemiyorum. Hangi partiden kim olursa olsun, hatalı olan herkes cezasını çeksin...
Ancak aynı kalemler, aynı kameralar neden Aydın Köşk’e gelince kör ve sağır kesiliyor? AKP’li Köşk Belediye Başkanı Nuri Güler hakkındaki "yasak aşk", belediye kadrolarını peşkeş çekme ve mülkleri amacı dışında kullanma iddiaları ortalığa saçıldı. Fotoğraflar havada uçuşuyor, partisi bile disipline sevk ediyor; ama ne hikmetse medya suskun! Üstelik haberlere jet hızıyla "erişim engeli" getirildi.
Hayırdır? CHP’li olunca "ibret-i alem", AKP’li olunca "aman gizleyelim" mi? Adalet sadece muhalif belediyelere mi işliyor? Köşk’teki bu suskunluk, suçun ikrarı değil de nedir?
Pırlantada Sefahat, Halkta Sefalet: Vergi Adaleti Mi Dediniz?
Ekonomi yönetiminin "vergi adaleti" masalı da pırlanta kutusunda son buldu. Önce "Lüks tüketime vergi getireceğiz, pırlantaya %20 ÖTV koyacağız" dediler. Tam "nihayet doğru bir iş" derken, bir el devreye girdi ve o madde torba yasadan buharlaştı.
Gerekçe ise komik: "Küresel rekabet, sektörün gücü..." Peki, asgari ücretlinin, çiftçinin, emekçinin "küresel rekabet" gücü ne olacak? Gençlerin oyun konsoluna, telefonuna, vatandaşı ekmeğine kadar binen vergi yükü "stratejik" değil mi? Zenginlerin pırlantasından vazgeçilen milyarlarca liralık gelir, kimin cebinden çıkacak? Halkın aklıyla dalga geçmeyi bırakın; pırlantaya muafiyet, vatandaşa maliyet bu iktidarın fıtratına işlemiş!
Fakire; Kombiyi Yakma, Karanlıkta Otur
Peki, doğalgaz ve elektriğe yapılan %25’lik zam hangi rekabetin ürünü? Zengine pırlantada "rekabet gücü" sağlayanlar, asgari ücretliye "kombiyi yakma, karanlıkta otur" diyor. Pırlantadan vazgeçilen o milyarlarca liralık vergi geliri, belli ki doğrudan vatandaşın faturasına yansıtılmış. Pırlantaya muafiyet, doğalgaza maliyet... İşte sizin adalet teraziniz! Milletin aklıyla dalga geçmeyi bırakın; pırlantacıları koruyup, halkın ocağını söndürmek bu iktidarın fıtratına işlemiş!
Denizli’de Hastane Müjdesi: Dağ Fare Doğurdu!
Son perde Denizli... Yıllarca "1000 yataklı Şehir Hastanesi" diye devasa bir vaat pazarladılar. Sonra o bin yatak 500’e düştü, ismi "Acil Durum Hastanesi" oldu. Onu da becerip tam teşekküllü açamadılar. Şimdi gelen müjde(!) şu: "Poliklinikler açılacak, cildiye gibi bölümlerle başlayacak."
Yahu siz milleti çocuk mu sanıyorsunuz? 1000 yatak nerede, poliklinik nerede? İnsanlar ameliyat sırası beklerken, yoğun bakım yatağı bulamazken siz koca hastaneyi "cilt bakımı" seviyesine mi indirdiniz? Bu halkın sağlığıyla, umuduyla oynamayın.
Sonuç olarak: Esra Işık’ı hapsederek Akbelen’i susturamazsınız. Erişim engelleriyle Köşk’teki rezaleti örtemezsiniz. Pırlantayı koruyup halkı ezerek ekonomiyi düzeltemezsiniz. Ve vaat ettiğiniz hastanelerin polikliniğe dönüşmesiyle bu milleti kandıramazsınız.
Vatandaş artık yemiyor; gerçek adalet ve dürüst hizmet istiyor!






